{"id":659,"date":"2007-12-13T02:00:00","date_gmt":"2007-12-13T00:00:00","guid":{"rendered":"http:\/\/85.17.200.84\/~unaldi\/atif\/?p=659"},"modified":"2007-12-13T02:00:00","modified_gmt":"2007-12-13T00:00:00","slug":"sinema-tarihi","status":"publish","type":"post","link":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/","title":{"rendered":"Sinema Tarihi"},"content":{"rendered":"<p>Ilk yillar(1830-1910)<\/p>\n<p>Sinemanin temelinde yatan yanilsama, beynin g\u00f6z\u00fcn ag tabakasi \u00fczerine d\u00fcsen g\u00f6r\u00fcnt\u00fcy\u00fc kaybolmasindan sonra da kisa bir s\u00fcre algilamayi s\u00fcrd\u00fcrmesi ve ardisik ag tabaka g\u00f6r\u00fcnt\u00fclerini, hareket eder bi\u00e7imde algilamasi olgularina dayanir. Bu y\u00fczden insan g\u00f6z\u00fc, bir perde \u00fczerinde belirli bir hizla (genellikle sessiz sinemada saniyede 16, sesli sinemada saniyede 24 kare) ard arda yansitilan film karelerindeki g\u00f6r\u00fcnt\u00fcleri kesintisiz bir hareket i\u00e7inde g\u00f6r\u00fcr. <\/p>\n<p>G\u00f6z\u00fcn sinemaya temel olusturan bu \u00f6zelligi fotografin bulunmasindan \u00e7ok \u00f6nce biliniyordu, \u00f6rnegin her sayfasina bir resim \u00e7izilmis kitaplarin hizla \u00e7evrilmesiyle hareket izlenimi yaratilabiliyordu. 1832 de yapilan phenakistoscope ve 1834&#8217;te ger\u00e7eklestirilen zoetrope gibi optik aletlerle ayni temele dayanarak hareketli g\u00f6r\u00fcnt\u00fcler olusturulmustu. 1839&#8217;da fotografin bulunmasindan sonra, hareketi esit ve \u00e7ok kisa aralarla sabit fotograflar olarak saptayan y\u00f6ntemler Edward Muybriagef, yan yana dizdigi fotograf makineleriyle kosan bir atin g\u00f6r\u00fcnt\u00fclerini saptadi ve d\u00f6nen bir disk i\u00e7ine yerlestirdigi bu fotograflarla hareketli bir g\u00f6r\u00fcnt\u00fc yaratmayi basardi (1877). Fransiz fizyolog Etienne Jules Marey 1882&#8217;de kuslarin u\u00e7usunu incelemek amaciyla, saniyede 12 fotograf \u00e7eken ve kamera takilmis bir makineli t\u00fcfege benzeyen bir aygit gelistirdi. 1887&#8217;de ABD&#8217;li Hannibal Goodwin&#8217;in fotograf \u00e7ekiminde sel\u00fcloit film kullanmasi, bir yil sonra da George Eastman&#8217;in bu uygulamayi gelistirerek makaraya sarili sel\u00fcloit film seridinin seri \u00fcretimini baslatmasi, sinema filminin ger\u00e7eklestirilmesi i\u00e7in b\u00fct\u00fcn \u00f6n kosullan hazirlamis oldu. Thomas Alva Edison ile yardimcisi William Kennedy Laurie Dickson&#8217;in yaptiklan kinetograf, kameranin ilk bi\u00e7imi olarak ortaya \u00e7ikti. Bu aygitla, kenarlarina d\u00fczenli delikler a\u00e7ilmis 15 m&#8217;lik filmler \u00fczerine saniyede 40 g\u00f6r\u00fcnt\u00fc saptanabiliyordu. Edison kinetoskop adim verdigi bir g\u00f6sterim aygiti araciligiyla da bu g\u00f6r\u00fcnt\u00fcleri hareketli bir bi\u00e7imde yansitmayi basardi. Ama bu aygit, g\u00f6zlerini iki k\u00fc\u00e7\u00fck delige dayayan tek bir izleyici tarafindan kullanilabiliyordu. Kinetoskoplarin ticari olarak satisa sunulmasiyla birlikte Edison, kitlesel film \u00e7ekimi yapilabilen ve g\u00fcnesin durumuna g\u00f6re tekerlekler \u00fczerinde d\u00f6nd\u00fcr\u00fclen ilk film st\u00fcdyosu Black Maria&#8217;yi insa etti. <\/p>\n<p>Kinetoskopu Paris&#8217;te bir sergide g\u00f6ren Auguste ve Louis Lumiere, sinematografi adi verilen aygiti gelistirdiler. Elle \u00e7alistirilabilen bu aygit film \u00e7ekimi ve g\u00f6sterimi yapabiliyor ve 10 kg dolayindaki agirligi sayesinde de, istenen yere tasinabiliyordu. Lumiere Kardesler ilk g\u00f6sterilerini 28 Aralik 1895&#8217;te Paris&#8217;te, Capucines Bulvari&#8217;ndaki Grand Cafe&#8217;de ger\u00e7eklestirdiler ve bu g\u00f6steri sinemanin baslangici olarak kabul edildi. <\/p>\n<p><span style=\"display:block;text-align:center;\"><\/span><\/p>\n<p>Edison&#8217;in filmleri genellikle st\u00fcdyoda \u00e7ekilmis sirk ve vodvil g\u00f6sterileriyken, Lumiere Kardesler&#8217;in filmleri d\u00fcnyanin \u00e7esitli y\u00f6relerine g\u00f6nderilmis kameramanlarin saptadiklari belgeseller ya da haber filmleriydi. <\/p>\n<p><span style=\"display:block;text-align:center;\"><\/span><\/p>\n<p>1894 yilinda Black Maria Studio&#8217;nun filmi<\/p>\n<p><span style=\"display:block;text-align:center;\"><\/span><\/p>\n<p>Sinemanin kendine \u00f6zg\u00fc anlatim olanaklarindan yararlanma ve sinema araciligiyla bir \u00f6yk\u00fc anlatma d\u00f6nemi, temel olarak Fransiz y\u00f6netmen Georges Melies&#8217;le basladi. Melies, fantastik sinema ve bilimkurgu sinemasinin da \u00f6nc\u00fcs\u00fc sayilan filmlerinde sinemanin yanilsama yaratma g\u00fcc\u00fcn\u00fc zekice kullanarak film &#8220;hile&#8221;leri uyguladi. Ama Melies&#8217;in filmlerinde kamera sabit bir noktada duruyor ve \u00f6yk\u00fcy\u00fc, tiyatro sahnesindeymis gibi g\u00f6r\u00fcnt\u00fcl\u00fcyordu. Daha sonra sinema dilinin temel \u00f6geleri olacak degisik \u00e7ekim \u00f6l\u00e7eklerini ve kamera a\u00e7ilarini kullanan ve bunlari \u00f6yk\u00fcn\u00fcn gelisimine g\u00f6re degisik bi\u00e7im ve ritimlerde kurgulayan ilk sinemaci ABD&#8217;li Edwin S. Porter oldu. \u00d6zellikle The Great Train Robbery (1903; B\u00fcy\u00fck Tren Soygunu) filminde Porter, hareketli ve gerilimli sahnelerde yakin ve kisa \u00e7ekimler kullanarak, kamerayi hareket ettirerek ve arkadaki bir perdeye yansitilmis g\u00f6r\u00fcnt\u00fclerle \u00f6ndeki bir mizansenin birlestirilmesine dayanan arka g\u00f6sterim teknigini uygulayarak, ger\u00e7ek\u00e7i sinemanin temellerini atti. <\/p>\n<p>Daha ilk g\u00f6sterimlerden baslayarak kitlelerin ilgisini \u00e7eken ve yaygin bir eglence aracina d\u00f6n\u00fcsen sinema, 20. y\u00fczyilin ilk 10 yilinda basli basina bir sanayi ve ticaret dali haline geldi. \u00d6nceleri d\u00fcnya pazarina Fransiz sinemacilar egemendi ve Charles Pathe ilk uluslararasi sinema imparatorlugunu kurmustu. ABD&#8217;de ise Nickelodeon adi verilen sinema salonlarinin hizla yayilmasi, baslica Dogu kentlerinde art arda film yapim sirketlerinin kurulmasina yol a\u00e7ti. Yapimci sirketlerin 1908&#8217;de kurduktan Motion Picture Patents Company&#8217;nin y\u00fcr\u00fctt\u00fcg\u00fc m\u00fccadele karsisinda bazi sinemacilar Bati&#8217;ya giderek orada etkinlik g\u00f6stermeye basladilar ve b\u00f6ylece Hollywood&#8217;un temellerini attilar. <\/p>\n<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; <\/p>\n<p>Kasim 1895. Berlin&#8217;de Max Sklandowsky ve kardesi Emil, kendi filmlerini g\u00f6sterime sunmuslardi. Fakat sinema tarih\u00e7ilerinin b\u00fcy\u00fck \u00e7ogunlugu , Sklandowsky&#8217;nin aygitlarinin ger\u00e7ek anlamda bir projeksiyon makinesi olmadigi g\u00f6r\u00fcs\u00fcndedirler. Onlara g\u00f6re bu makine ,s\u00fcrekli hareketli resimler yerine g\u00f6r\u00fcnt\u00fcleri ardarda g\u00f6steren genellikle daha kaba bir aygit olarak nitelendirilir. <\/p>\n<p>Kisa bir s\u00fcre sonra ise , 28 Aralik 1895&#8242; de Paris&#8217;de ,Capucines Bulvari&#8217;nda bir bodruma &#8220;biletle&#8221; girmis otuz \u00fc\u00e7 kisinin seyrettigi (duyamadigi) yirmi dakikalik programin yaraticilari olan Lumiere kardesler &#8220;sinemanin babalari&#8221; olarak anilmaya basladi. Louis ve Auguste Lumiere kardeslerin programinda bir trenin istasyona girisi ,paydos saati fabrikadan \u00e7ikan is\u00e7iler gibi olaylarin yani sira L&#8217;Arrseur Arrose&#8217; (Sulanan Bah\u00e7ivan) adli bir komedi de vardi. <\/p>\n<p>Yil 1895 Leaving the Lumiere Factory<\/p>\n<p><span style=\"display:block;text-align:center;\"><\/span><\/p>\n<p>Efsanevi film Le Arriv\u00e9e d&#8217;un train en la Gare de la Ciotat <\/p>\n<p><span style=\"display:block;text-align:center;\"><\/span><\/p>\n<p>Hareketli resimlerin ortaya \u00e7ikisi ise daha karisiktir. 1880&#8217;lerde Britanya&#8217;da ve baska bazi yerlerde Eadweard Muybridge , fotograflarla \u00f6nemli deneyler ger\u00e7eklestirmis, bu da Fransa&#8217;da Etienne Jules Marey&#8217;in \u00e7alismalarini etkilemisti; Amerika&#8217;da ise daha \u00f6nce telefon ,fonograf ve elektrik ampul\u00fcn\u00fcn gelistirilmesine katkida bulunmus olan Thomas Edison ,William Dickson&#8217;in da yardimiyla bir fonograf plagiyla es zamanli olarak film g\u00f6steren bir ara\u00e7 icat etmisti.(Edison bu araca &#8216;Kinetofonograf&#8217; gibi tuhaf bir isim vermisti ki bu ismin tutmayacagini en bastan anlamasi gerekirdi).Ayrica 1889&#8217;da ilkel bir kamera ve projeksiyon makinesi gelistirmis (ve 1951 tarihli &#8216;Magic Box&#8217; adli filme konu olmus) olan Ingiliz William Fries Greene&#8217; i de unutmamak gerekir. <\/p>\n<p>Lumiere kardesler, s\u00fcphesiz kamera ve projeksiyon makinesini birlestiren sinematografi gelistirmekle b\u00fcy\u00fck bir atilim yapip bu yarista \u00f6ne ge\u00e7mislerdi. Fakat Fransizlar bile sinemanin tek mucidinin onlar oldugunu iddia edemezler. Yine de Luminere kardesler bu avantaji iyi kullanip, herkes sinemayi m\u00fczikhollerde ve panayirlarda sergilenecek ,gelip ge\u00e7ici bir moda olarak g\u00f6r\u00fcrken, 1897&#8242; de ilk sinema salonunu Paris&#8217;te a\u00e7mislardir. Amerika ise buna benzer birseyi 1902&#8242; de Los Angeles&#8217;de ger\u00e7eklestirdi (ve bundan 10 yil sonra Los Angeles Bati d\u00fcnyasinin sinema merkezi olacakti). <\/p>\n<p>Hen\u00fcz eksik olan ise, sinemaya 20.yy. sanat formu kazandiracak olan fotografla dram sanatlarinin evliligiydi. Ve Georges Melies adli bir Fransiz \u00e7ikar ortaya. Bir ill\u00fczyonist olan Melies&#8217;e g\u00f6re ilk filmlerde eksik olan bir olay \u00f6rg\u00fcs\u00fc,karakter gelisimiydi. Ona g\u00f6re sinemanin d\u00fcsleme ihtiyaci vardi. Salt ger\u00e7ek olgular degil, biraz kurmaca , biraz ill\u00fczyon&#8230;B\u00f6ylece fotograf hileleri kullanarak ,bir kadinin iskelete ,kadin g\u00fcres\u00e7ilerin erkeklere d\u00f6n\u00fcst\u00fcg\u00fc ,hayaletlerin dans ettigi filmler yapti. <\/p>\n<p>Yine de 20yy&#8217;in ilk yarilarina ,kurgunun gelisimine kadar , &#8216;anlati&#8217;, sinemanin tali bir \u00f6gesi olarak kaldi. Bir hikaye anlatmaya y\u00f6nelik ilk d\u00f6nem filmlerinin en iyilerinden biri, Edwin Porter&#8217;in &#8216;The Great Train Robbery&#8217; (1903) filmidir. On dakika s\u00fcren tek makaralik bu film ,on d\u00f6rt sahne i\u00e7inde bir tren soygununu ardindan ka\u00e7isi ve soyguncularin yakalanisini anlatir. <\/p>\n<p>Ingiltere&#8217;de ise daha 1901&#8217;de &#8216;Fire&#8217; adli kurgulu bir film yapilmisti. Fransa&#8217;da Georges Melies muhtemelen d\u00fcnyanin iki makara uzunlugundaki ilk filmi &#8216;Voyage a Travers l&#8217;Impossible&#8217;i \u00e7ekmis, 1912&#8217;de ise Sarah Bernhardt&#8217;in basrol oynadigi d\u00f6rt makara uzunlugundaki &#8216;Queen Elizabeth&#8217; \u00e7ekilmisti. Italya&#8217;da ise Enrico Guazzoni&#8217;nin y\u00f6nettigi &#8216;Qua Vadis&#8217;, bunun iki kati uzunlugundaydi ve seyircilerin bir iki dakikadan fazla oturmayacaklarini d\u00fcs\u00fcnenler yanilmisti.Ve yine Italya&#8217;da Giovanni Pastrone&#8217;nin \u00fc\u00e7 saatlik filmi &#8216;Cabiria&#8217; \u00e7ekildi. B\u00f6ylece sinemada (ya da o zamanlar Amerika&#8217;daki deyimiyle &#8216;nickelodeon&#8217;da-giris parasi bir nikeldi-) bir gece ge\u00e7irmek tiyatroya gitmenin alternatifi olmustu artik. <\/p>\n<p>Bu asamada sinema end\u00fcstrisi tek bir \u00fclkenin egemenligi altinda degildi. Birinci D\u00fcnya Savasi&#8217;na degin bu b\u00f6yle s\u00fcrd\u00fc. Gelismeler Amerika&#8217;da oldugu kadar Avrupa&#8217;da da ayni hizla s\u00fcr\u00fcyordu ve sinema g\u00f6rece serbest bir pazardi. Filmler sessizdi ve hi\u00e7bir dil engeli yoktu. Bir\u00e7ok \u00fclke film ithal ettigi kadar ,\u00fcretip ihra\u00e7 ediyordu da. Daha star sistemi de yoktu o zamanlar. Bilinen ilk sinema oyuncusu olma \u00f6zelligi g\u00f6steren kisi, kariyeri pek de parlak olmayan ve 1920&#8217;lerde yildizi s\u00f6nen Florence Lawrence&#8217;dir. <\/p>\n<p>Avrupa&#8217;da televizyon ilk kez entelekt\u00fceller tarafindan hayata ge\u00e7irilmis, en azindan baslangi\u00e7ta onlarin denetiminde y\u00fcr\u00fct\u00fclm\u00fcst\u00fc. Amerika&#8217;da ise televizyonu baslatan ve denetleyen reklamcilar olmustu. Bu y\u00fczden televizyon bebeklik yillarinda Avrupa&#8217;da bir bilgilendirme ve eglendirme araci iken Amerika&#8217;da satis yapmaya yardim edecek bir sey olarak ele alinmisti. B\u00f6yle bir g\u00f6r\u00fcste s\u00fcphesiz ki ger\u00e7ek payi vardir. Yine de &#8216;Birth of a Nation&#8217; filminin y\u00f6netmeni olan D.W.Griffith gibileri, bu yeni oyuncagin sanatsal olanaklarini fark etse de , sinemanin sundugu para kazanma firsatlarini ayni \u00e7abuklukla fark eden girisimciler de vardi. <\/p>\n<p>Y\u00fczyilin baslarinda Amerika&#8217;nin ,b\u00fcy\u00fck kismi Ingilizce&#8217;yi iyi konusamayan g\u00f6\u00e7men n\u00fcfusu i\u00e7in sinema ,tiyatro ve kitaptan daha \u00f6nce geliyordu. Bu genis kitle i\u00e7in sessiz sinema ve basit \u00f6yk\u00fcler bi\u00e7ilmis kaftandi. Amerika&#8217;da sinemaya olan talebin b\u00fcy\u00fcmesinde 1917&#8217;ye kadar disinda kalmaya \u00e7alistigi savasin katkisi da b\u00fcy\u00fck oldu.1914 ve 1918 yillari arasinda Avrupa&#8217;da ,film yapimi s\u00fcrse de pek \u00f6ncelik tasimiyordu. Amerika da ithalattaki d\u00fcs\u00fcs\u00fc karsilamak ve kendi \u00fcretimini artirmak zorunda kaldi. Bu on yillin sonunda Hollywood, New York&#8217;un yerini alarak bu end\u00fcstrinin merkezi olmus ve Amerika d\u00fcnya pazarinda s\u00f6z sahibi olma yoluna girmisti. <\/p>\n<p>Amerikan sinemasinin altin \u00e7aginda dokuz b\u00fcy\u00fck st\u00fcdyoyu olusturacak sirketten ilki Hollywood&#8217;da kurulan Paramount&#8217;du .Daha \u00f6nce Jesse Lasky Feature Play Company adiyla ortaya \u00e7ikmisti. Lasky bu sirketi 1913 yilinda avukati Samuel Goldwyn ve Cecil B. de Mille adinda yetenegi pek olmayan bir akt\u00f6rle kurdu. Ilk yapimlari &#8216;The Sguaw Man&#8217; adinda bir western olacakti. Filmin konusu Wyoming&#8217;de ge\u00e7iyordu. \u00c7ekimi Arizona Flagstaff&#8217;da yapmaya karar vermislerdi . Fakat filmin y\u00f6netmeni De Mille ,Flagstaff&#8217;a geldiginde burasini hi\u00e7 begenmedi. Ayrica hava \u00e7ok k\u00f6t\u00fcyd\u00fc. De Mille trene atladi ve Los Angeles&#8217;in portakal bah\u00e7eleriyle dolu g\u00fcnesli banliy\u00f6s\u00fc Hollywood&#8217;a kadar uzandi. De Mille portakallarla pek ilgilenmese de g\u00fcnes onun i\u00e7in \u00f6nemliydi. B\u00fcy\u00fck bir depo kiralayip filmi \u00e7ekmeye koyuldu. <\/p>\n<p>Hollywood&#8217;da daha \u00f6nce de film \u00e7ekildigi olmustu ama Mille&#8217;nin deposu burada kurulan ilk st\u00fcdyo olarak adlandirilabilir. Ancak ger\u00e7ek anlamda ilk st\u00fcdyo 1915&#8217;te Universal tarafindan kuruldu. Kisa s\u00fcrede digerleri izledi: United Artist, Warner Brothers, Colombia ,1920&#8217;lerin sonunda MGM ile RKO ve birka\u00e7 yil sonra da 20th Century Fox. Hepsi de eninde sonunda Hollywood&#8217;a gideceklerdi belki ama yine de biraz spek\u00fclasyon yapmak ilgin\u00e7 olabilir: De Mille Flagstaff&#8217;a gittigi g\u00fcn ,orada yagmur yagmasaydi neler olurdu? Flagstaff&#8217;da bir depo kiralayip filmi \u00e7ekmeye baslarmiydi. Sonra diger sirketler de en uygun yerin burasi oldugunu d\u00fcs\u00fcn\u00fcr ve bug\u00fcn &#8220;tipik Hollywood filmi&#8221; yerine &#8220;tipik Flagstaff filmi&#8221; s\u00f6z\u00fcm\u00fc dillerde dolasirdi. <\/p>\n<p>1920&#8217;lerde Amerika film \u00fcretiminde d\u00fcnyada lider durumuna gelmekle birlikte sinemanin bir sanat bi\u00e7imine d\u00f6n\u00fcst\u00fcr\u00fclmesine katkisi pek yoktu ve o zamandan beri de olmadi. 1920&#8217;lerde Hollywood&#8217;un elinde Charlie Chaplin gibi son derece yaratici bir sanat\u00e7i vardi Hollywood onu (John Lennon&#8217;in daha sonra Beatles i\u00e7in s\u00f6yledigi gibi) d\u00fcnyada Isa&#8217;dan bile daha \u00e7ok karli bir star olarak degerlendirdi.Genel olarak sinemanin sinirlarini genisletme \u00e7abasi baska yerlerde s\u00fcrd\u00fcr\u00fcld\u00fc.\u00d6rnegin, Almanya&#8217;da savas sonrasi d\u00f6nemin siyasal ve toplumsal kargasasi disavurumculugu ortaya \u00e7ikardi. Bu akimin ilk \u00f6nemli \u00f6rnegi &#8216;Das Kabinett des Dr. Calighari&#8217; (Dr. Caligari&#8217;nin Odasi) filmiydi. The Oxford Companion to Film, disavurumculugu &#8220;1903-1933 yillari arasinda Almanya&#8217;da resim, edebiyat, tiyatro ve sinema alanlarinda ortaya \u00e7ikmis ,insanin i\u00e7sel d\u00fcnyasini , \u00f6zellikle korku, nefret, ask ve endise duygularini dissallastirmayi ama\u00e7layan akim&#8221; olarak tanimliyor.1920&#8217;lerde disavurumculuk sinema sanati a\u00e7isindan bir devrim olmustur. <\/p>\n<p>Ingiltere&#8217;deyse Birinci D\u00fcnya Savasi&#8217;ndan sonra film yapimciligi neredeyse \u00f6l\u00fcm d\u00f6segindeydi.1920&#8217;lerin ortasinda g\u00f6sterime giren filmlerin \u00e7ok b\u00fcy\u00fck \u00e7ogunlugu Amerikan yapimiydi ve bu durum 1927&#8217;de \u00e7ikarilan Sinema (ya da kota) Yasasi , filmlerin y\u00fczde besinin Ingiliz yapimi olmasi zorunlulugu getirilince biraz d\u00fczelir gibi oldu(bu oran yirmi yil i\u00e7inde y\u00fczde yirmiye \u00e7ikti). <\/p>\n<p>Fransiz film end\u00fcstrisinin de savasin yol a\u00e7tigi zarardan kurtulmasi uzun zaman aldi ama kisa \u00f6m\u00fcrl\u00fc de olsa izlenimci ve ger\u00e7ek\u00fcst\u00fcc\u00fc sinema okullariyla Abel Gance gibi y\u00f6netmenlerin ortaya \u00e7ikmasi sinemanin tipki m\u00fczik, edebiyat ve tiyatro gibi ciddiye alinmasi gereken bir sanat dali oldugunu kanitlamaya yetti. <\/p>\n<p>Bu sirada Rus sinemacilari, \u00f6zellikle de &#8216;Grev&#8217; ve &#8216; Potemkin Zirhlisi&#8217; filmlerinin y\u00f6netmeni Sergey Eisenstein kurgu ve montajda yeni teknikler gelistiriyorlardi. Potemkin Zirhlisinda tastan aslanlarin ayaga kalkmasi ya da Asri Zamanlar&#8217; da sokaktaki kalabaligin Chaplin&#8217;in g\u00f6z\u00fcne koyun s\u00fcr\u00fcs\u00fc gibi g\u00f6z\u00fckmesi montaj \u00f6rnekleri sayilabilir. Hollywood yabanci rakiplarinden \u00f6grenme, onlarin fikirlerini alip uygulama konusunda yavas degildi ama filmlerin i\u00e7erik ve bi\u00e7imi a\u00e7isindan \u00f6gretmekten \u00e7ok , \u00f6grenme durumundaydi. <\/p>\n<p>Amerikanin \u00f6nc\u00fcl\u00fck ettigi alan teknolojik gelisim alanidir. 1927&#8217;de Warner Brothers&#8217;in &#8216;Jazz Singer&#8217;i ile sesli film d\u00f6nemini baslatmasiyla birlikte t\u00fcm sinema end\u00fcstrisinde bir devrim ger\u00e7eklestiren Amerika olmustu.1930 yilina gelindiginde Avrupa ve Amerika&#8217;da sessiz film neredeyse ortadan kalkmisti. \u00d6rnegin 1929&#8217;da Ingiltere&#8217;de Hitchcock , &#8216;Blackmail(Santaj)&#8217; filmini sessiz \u00e7ekmeye baslamis ama sonra sesliye d\u00f6n\u00fcst\u00fcrm\u00fcst\u00fc. <\/p>\n<p>Sinema bir ses edinince bazi g\u00fc\u00e7l\u00fckler de dogdu tabii ki. Artik yabanci filmlerin yabanci oldugu apa\u00e7ikti ve \u00e7ogu Amerikali tarafindan anlasilamiyordu. Seyirci okumayi degil dinlemeyi tercih ettigi i\u00e7in alt yazilar \u00e7\u00f6z\u00fcm degildi. \u00d6zellikle Amerikan Ingilizce&#8217;si disinda diger dillerde \u00e7ekilmis filmlere duyulan talep azaldi. Iste bu noktada diger \u00fclkelerden fikir ve yetenek satin almaya ,\u00f6d\u00fcn\u00e7 almaya ya da \u00e7almaya hazir olan Hollywood kodamanlari agirliklarini koydular. Yabanci \u00fclke sanat\u00e7ilarini ise alip yeteneklerini pop\u00fcler eglencenin hizmetine sokma konusunda onlari egitmekten geri kalmadilar. Macaristan&#8217;dan Bela Lugosi, Alexander Korda ve y\u00f6netmen Michael Curtiz gibileri, Isve\u00e7&#8217;ten Greta Garbo ,Almanya ve Avusturya&#8217;dan Ernst Lubitsch, Billy Wilder, Otto Preminger, Marlene Dietrich, Erich von Stroheim , Josef von Sternberg , Robert Siodmak, William Wyler ve diger bir\u00e7ogu geldi. Ingiltere , Ronlad Colman&#8217;dan Leslie Howard ve Basil Rathbone&#8217;a ,James Whale&#8217;den Alfred Hitchcock&#8217;a kadar, \u00e7ok sayida dikkate deger oyuncu ve y\u00f6netmenle Amerikan pazarina katkisini esirgemedi. <\/p>\n<p>Renkli filmin gelistirilmesine de Hollywood \u00f6ncelik etti. T\u00fcm\u00fcyle \u00fc\u00e7 bantli technicolor teknigiyle \u00e7ekilen ilk film 1935&#8217;de Rouben Mamoulian tarafindan y\u00f6netilen &#8216;Becky Sharp&#8217;tir.1930&#8217;lar amerikan film end\u00fcstrisinin altin \u00e7agiydi. Filmlerin Gable, Tracy, Cagney, Garbo, Cooper , Davis, Shearer, Stanwyck ,Crawford gibi starlara g\u00f6re tasarlandigi bir d\u00f6nemdi bu. O g\u00fcnlerde d\u00fcnyanin herhangi bir k\u00f6sesinde yayinlanmis yada oynanmamis tek bir kitap veya oyun bile yoktu ki st\u00fcdyo patronlarinin dikkatine sunulmamis olsun. <\/p>\n<p>1930&#8217;larda rekabet de pek yoktu. Japon ve Rus filmleri kendi \u00fclkeleri disinda \u00e7ok nadiren g\u00f6sterime giriyordu. Yaratici insanlarinin \u00e7ogunu yitirmis olan Almanya siyasal propaganda filmleri \u00e7ekmekle mesguld\u00fc. Italya da \u00f6yle. 1932&#8217;de Venedik&#8217;te d\u00fcnyanin ilk uluslar arasi film festivali d\u00fczenlendiyse de pek basarili olamadi. Bunun \u00fczerine 1939&#8217;da Fransa, Cannes&#8217;da alternatif bir festival d\u00fczenlemeye giristi. Ancak uluslararasi durumun karisikligi nedeniyle festival 1946&#8217;ya kadar baslatilamadi. Yine de Fransa , Marcel Carne ,Jean Renoir Rene Clair gibi y\u00f6netmenlerin \u00e7ektigi filmler sayesinde Amerikan film end\u00fcstrisine \u00f6nemli bir alternatif olusturuyordu. <\/p>\n<p>Ingiltere ise Hollywood&#8217;u taklit etmeye \u00e7abalamakta ve sorunlar yasamaktaydi(bu taklit \u00e7abasi Pinewood adinda bir st\u00fcdyo kurmaya kadar varmisti). Kotayi oldumak i\u00e7in \u00e7ekilen filmlerin b\u00fcy\u00fck \u00e7ogunlugu \u00f6nemsiz \u00e7alismalardi. Yine de Korda&#8217;nin &#8216;The Private Life of Henry VIII&#8217;i ve Anthony Asquith&#8217;in &#8216;Pygmalion&#8217;u (bu film George Bernard Shaw&#8217;a bir Oscar kazandirdi) \u00e7ok basarili filmlerdi. Alfred Hitchcock da en iyi filmlerinden ikisi olan &#8216;Thirty Nine Steps&#8217;i ve &#8216;The Lady Vanishes&#8217;i bu d\u00f6nemde \u00e7ekmisti. 1939 yilinda akademi \u00f6d\u00fclleri i\u00e7in aday g\u00f6sterilen on film (o yillarda aday sayisi on idi) ise s\u00f6yleydi: Gone With the Wind , Goodbye Mr.Chips, Mr. Smith Goes to Washington, Ninotchka, Of Mice and Men ,Stagecoach, The Wizard of Oz ve Wuthering Heigth. <\/p>\n<p>Ikinci D\u00fcnya Savasinin \u00e7ikmasi b\u00fcy\u00fck degisiklere sebep oldu kuskusuz. Hollywood&#8217;a g\u00f6\u00e7en Rene Clair ve Jean Renoir gibi y\u00f6netmenlerden yoksun kalmis Fransiz sinemasi Nazi isgali altinda duraklama yasiyordu. Her senaryo Alman ya da Vichy otoriteleri tarafindan sans\u00fcr ediliyordu. Marcel Carne 1942&#8242; de &#8216;Les Visiteurs du soir&#8217; adli g\u00fczel olmakla birlikte suya sabuna dokunmayan bir peri masali \u00e7ekti. Bu filmde ,seytanla Hitler arasinda bir paralellik kurulabilir ,ancak dikkatli olmak gerekir. Fransa&#8217;nin en \u00f6nemli y\u00f6netmenlerinden olacak olan Robert Bresson da 1943&#8217;te bir kadinlar manastirinda ge\u00e7en &#8216;Les Anges du Peche&#8217; ile emin ve zararsiz bi\u00e7imde sinemaya giris yapti. <\/p>\n<p>Alman sinemasi ise propaganda bakani Joseph Goebbels&#8217;in ellerinde olduk\u00e7a k\u00f6t\u00fc bir hal almisti. Ingiliz ve Amerikan filmleri yasaklanmisti. Goebbels&#8217;in elestiriyi yasaklamasi sonucu hi\u00e7bir Alman filmi elestirmenler tarafindan k\u00f6t\u00fc olarak nitelendirilmemisti. Savas d\u00f6nemi propaganda filmlerinin en b\u00fcy\u00fcg\u00fc ve en ustaca \u00e7ekilmis olani ,hi\u00e7 kuskusuz, Pearl Harbor \u00f6ncesi Amerika&#8217;ya ,daldigi uykudan silkinip Avrupa&#8217;da neler olup bittigine dikkat etmesi \u00e7agrisi yapan &#8216;Casablanca&#8217; idi. Pearl Harbor&#8217;dan sonra Amerika kendi ordusu hakkinda propaganda filmleri \u00e7ekmeye basladi ve Ingiltere gibi halkin moralini y\u00fcksek tutmak amaciyla komediden olduk\u00e7a yararlandi. Lubitsch&#8217;in muhtesem filmi &#8216;To Be or Not to Be&#8217; \u00e7ok ustaca yapilmis bir anti-Nazi propagandasiydi aslinda. &#8216;Film noir&#8217; t\u00fcr\u00fc de 1944-1945 yillarinda sinemaya yerlesti. Film noir&#8217;in temeli karanliktir. Basit bi\u00e7imde g\u00f6r\u00fcn\u00fcm olarak karanlik degil, i\u00e7erik olarak ruh olarak karanlik. Hi\u00e7bir sey g\u00f6r\u00fcnd\u00fcg\u00fc gibi degildir, kimseye \u00f6zellikle kadinlara g\u00fcvenilmez; kahraman sert ,karamsar, alayci ve bezgindir. Bug\u00fcn bu t\u00fcrdeki ilk filmin John Huston&#8217;in \u00e7ektigi &#8216;The Maltese Falcon&#8217;oldugu s\u00f6ylenir. Ancak tam anlamiyla birka\u00e7 yil sonra Edward Dmytryk&#8217;in &#8216;Murder My Sweet (Cinayet Sevgilim)&#8217;, Billy Wilder&#8217;in &#8216;Double Indemnity (\u00c7ifte Tazminat)&#8217;, Fritz Lang&#8217;in &#8216;The Woman in the Window (Penceredeki Kadin)&#8217; ve Otto Preminger&#8217;In &#8216;Laura&#8217; gibi filmler de ortaya \u00e7ikti. Hollywood&#8217;un altin \u00e7agi, 1950&#8217;lerde televizyonun ortaya \u00e7ikip da sinemalari seyircisiz birakmasiyla s\u00f6nd\u00fc.<\/p>\n","protected":false},"excerpt":{"rendered":"<p>Ilk yillar(1830-1910) Sinemanin temelinde yatan yanilsama, beynin g\u00f6z\u00fcn ag tabakasi \u00fczerine d\u00fcsen g\u00f6r\u00fcnt\u00fcy\u00fc kaybolmasindan sonra da kisa bir s\u00fcre algilamayi s\u00fcrd\u00fcrmesi ve ardisik ag tabaka g\u00f6r\u00fcnt\u00fclerini, hareket eder bi\u00e7imde algilamasi olgularina dayanir. Bu y\u00fczden insan&#8230;<\/p>\n","protected":false},"author":2,"featured_media":0,"comment_status":"open","ping_status":"open","sticky":false,"template":"","format":"standard","meta":{"footnotes":""},"categories":[3],"tags":[],"class_list":["post-659","post","type-post","status-publish","format-standard","hentry","category-blogum"],"yoast_head":"<!-- This site is optimized with the Yoast SEO plugin v26.8 - https:\/\/yoast.com\/product\/yoast-seo-wordpress\/ -->\n<title>Sinema Tarihi - At\u0131f \u00dcnald\u0131<\/title>\n<meta name=\"robots\" content=\"index, follow, max-snippet:-1, max-image-preview:large, max-video-preview:-1\" \/>\n<link rel=\"canonical\" href=\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/\" \/>\n<meta property=\"og:locale\" content=\"tr_TR\" \/>\n<meta property=\"og:type\" content=\"article\" \/>\n<meta property=\"og:title\" content=\"Sinema Tarihi - At\u0131f \u00dcnald\u0131\" \/>\n<meta property=\"og:description\" content=\"Ilk yillar(1830-1910) Sinemanin temelinde yatan yanilsama, beynin g\u00f6z\u00fcn ag tabakasi \u00fczerine d\u00fcsen g\u00f6r\u00fcnt\u00fcy\u00fc kaybolmasindan sonra da kisa bir s\u00fcre algilamayi s\u00fcrd\u00fcrmesi ve ardisik ag tabaka g\u00f6r\u00fcnt\u00fclerini, hareket eder bi\u00e7imde algilamasi olgularina dayanir. Bu y\u00fczden insan...\" \/>\n<meta property=\"og:url\" content=\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/\" \/>\n<meta property=\"og:site_name\" content=\"At\u0131f \u00dcnald\u0131\" \/>\n<meta property=\"article:publisher\" content=\"https:\/\/www.facebook.com\/atifunaldi\" \/>\n<meta property=\"article:author\" content=\"https:\/\/www.facebook.com\/atifunaldi\" \/>\n<meta property=\"article:published_time\" content=\"2007-12-13T00:00:00+00:00\" \/>\n<meta name=\"author\" content=\"Atif Unaldi\" \/>\n<meta name=\"twitter:card\" content=\"summary_large_image\" \/>\n<meta name=\"twitter:creator\" content=\"@https:\/\/twitter.com\/atifunaldi\" \/>\n<meta name=\"twitter:site\" content=\"@atifunaldi\" \/>\n<meta name=\"twitter:label1\" content=\"Yazan:\" \/>\n\t<meta name=\"twitter:data1\" content=\"Atif Unaldi\" \/>\n\t<meta name=\"twitter:label2\" content=\"Tahmini okuma s\u00fcresi\" \/>\n\t<meta name=\"twitter:data2\" content=\"15 dakika\" \/>\n<script type=\"application\/ld+json\" class=\"yoast-schema-graph\">{\"@context\":\"https:\/\/schema.org\",\"@graph\":[{\"@type\":\"Article\",\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/#article\",\"isPartOf\":{\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/\"},\"author\":{\"name\":\"Atif Unaldi\",\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/608ed42ecbda2bc5cfdb767ac1db479b\"},\"headline\":\"Sinema Tarihi\",\"datePublished\":\"2007-12-13T00:00:00+00:00\",\"mainEntityOfPage\":{\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/\"},\"wordCount\":2931,\"commentCount\":0,\"publisher\":{\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/608ed42ecbda2bc5cfdb767ac1db479b\"},\"articleSection\":[\"Blogum\"],\"inLanguage\":\"tr\",\"potentialAction\":[{\"@type\":\"CommentAction\",\"name\":\"Comment\",\"target\":[\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/#respond\"]}]},{\"@type\":\"WebPage\",\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/\",\"url\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/\",\"name\":\"Sinema Tarihi - At\u0131f \u00dcnald\u0131\",\"isPartOf\":{\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#website\"},\"datePublished\":\"2007-12-13T00:00:00+00:00\",\"breadcrumb\":{\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/#breadcrumb\"},\"inLanguage\":\"tr\",\"potentialAction\":[{\"@type\":\"ReadAction\",\"target\":[\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/\"]}]},{\"@type\":\"BreadcrumbList\",\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/#breadcrumb\",\"itemListElement\":[{\"@type\":\"ListItem\",\"position\":1,\"name\":\"Anasayfa\",\"item\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/\"},{\"@type\":\"ListItem\",\"position\":2,\"name\":\"Sinema Tarihi\"}]},{\"@type\":\"WebSite\",\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#website\",\"url\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/\",\"name\":\"At\u0131f \u00dcnald\u0131\",\"description\":\"Yazar\",\"publisher\":{\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/608ed42ecbda2bc5cfdb767ac1db479b\"},\"alternateName\":\"At\u0131f \u00dcnald\u0131 Blog\",\"potentialAction\":[{\"@type\":\"SearchAction\",\"target\":{\"@type\":\"EntryPoint\",\"urlTemplate\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/?s={search_term_string}\"},\"query-input\":{\"@type\":\"PropertyValueSpecification\",\"valueRequired\":true,\"valueName\":\"search_term_string\"}}],\"inLanguage\":\"tr\"},{\"@type\":[\"Person\",\"Organization\"],\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/608ed42ecbda2bc5cfdb767ac1db479b\",\"name\":\"Atif Unaldi\",\"image\":{\"@type\":\"ImageObject\",\"inLanguage\":\"tr\",\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/image\/\",\"url\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-content\/uploads\/2022\/10\/cropped-a94e8f7a-67c4-4d65-8a5f-032ba784be53-2.jpg\",\"contentUrl\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-content\/uploads\/2022\/10\/cropped-a94e8f7a-67c4-4d65-8a5f-032ba784be53-2.jpg\",\"width\":512,\"height\":512,\"caption\":\"Atif Unaldi\"},\"logo\":{\"@id\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/image\/\"},\"description\":\"Bo\u011fazi\u00e7i \u00dcniversitesinde Fizik B\u00f6l\u00fcm\u00fc\u2019nde e\u011fitim ald\u0131\u011f\u0131 y\u0131llarda T\u00fcrkiye\u2019de ilk kez iki bilgisayar\u0131 telefon hatlar\u0131 \u00fczerinden konu\u015fturan BBS sistemini kurarak, T\u00fcrkiye\u2019deki ilk internet a\u011f\u0131n\u0131 olu\u015fturmu\u015ftur. Bir \u00e7ok radyo ve televizyonda program yap\u0131mc\u0131l\u0131\u011f\u0131 ve sunuculu\u011funu, bir \u00e7ok teknoloji dergisinde k\u00f6\u015fe yazarl\u0131\u011f\u0131, bili\u015fim edit\u00f6rl\u00fc\u011f\u00fc ve genel yay\u0131n y\u00f6netmenli\u011fi yapt\u0131. T\u00fcrkiye\u2019deki ilk internet servis sa\u011flay\u0131c\u0131s\u0131n\u0131n genel m\u00fcd\u00fcrl\u00fc\u011f\u00fcn\u00fc \u00fcstlendi. Bir \u00e7ok organizasyon ve kurulu\u015fta internet s\u00fcperviz\u00f6rl\u00fc\u011f\u00fc , webmaster\u2019l\u0131\u011f\u0131 , IT direkt\u00f6rl\u00fc\u011f\u00fc ve dijital projeler koordinat\u00f6rl\u00fc\u011f\u00fc g\u00f6revlerinde bulundu. Farkl\u0131 \u00fcniversitelerin farkl\u0131 fak\u00fcltelerinde \u00f6\u011fretim g\u00f6revlisi olarak bulunmu\u015f olan \u00dcnald\u0131; \u015fu an teknoloji ve pazarlama konular\u0131 ba\u015fta olmak \u00fczere bir\u00e7ok alanda hizmet veren Unaldi Consultancy\u2019nin kurucusudur. \\u2028Selin \u00dcnald\u0131 ile evlidir. Su ve Toprak isminde iki \u00e7ocu\u011fu vard\u0131r.\",\"sameAs\":[\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\",\"https:\/\/www.facebook.com\/atifunaldi\",\"https:\/\/www.instagram.com\/atifunaldi\/\",\"https:\/\/www.linkedin.com\/in\/atifunaldi\",\"https:\/\/x.com\/https:\/\/twitter.com\/atifunaldi\",\"https:\/\/www.youtube.com\/c\/atifunaldi\",\"https:\/\/soundcloud.com\/atif-unaldi\",\"https:\/\/atifunaldi.tumblr.com\"],\"url\":\"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/author\/atifunaldi\/\"}]}<\/script>\n<!-- \/ Yoast SEO plugin. -->","yoast_head_json":{"title":"Sinema Tarihi - At\u0131f \u00dcnald\u0131","robots":{"index":"index","follow":"follow","max-snippet":"max-snippet:-1","max-image-preview":"max-image-preview:large","max-video-preview":"max-video-preview:-1"},"canonical":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/","og_locale":"tr_TR","og_type":"article","og_title":"Sinema Tarihi - At\u0131f \u00dcnald\u0131","og_description":"Ilk yillar(1830-1910) Sinemanin temelinde yatan yanilsama, beynin g\u00f6z\u00fcn ag tabakasi \u00fczerine d\u00fcsen g\u00f6r\u00fcnt\u00fcy\u00fc kaybolmasindan sonra da kisa bir s\u00fcre algilamayi s\u00fcrd\u00fcrmesi ve ardisik ag tabaka g\u00f6r\u00fcnt\u00fclerini, hareket eder bi\u00e7imde algilamasi olgularina dayanir. Bu y\u00fczden insan...","og_url":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/","og_site_name":"At\u0131f \u00dcnald\u0131","article_publisher":"https:\/\/www.facebook.com\/atifunaldi","article_author":"https:\/\/www.facebook.com\/atifunaldi","article_published_time":"2007-12-13T00:00:00+00:00","author":"Atif Unaldi","twitter_card":"summary_large_image","twitter_creator":"@https:\/\/twitter.com\/atifunaldi","twitter_site":"@atifunaldi","twitter_misc":{"Yazan:":"Atif Unaldi","Tahmini okuma s\u00fcresi":"15 dakika"},"schema":{"@context":"https:\/\/schema.org","@graph":[{"@type":"Article","@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/#article","isPartOf":{"@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/"},"author":{"name":"Atif Unaldi","@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/608ed42ecbda2bc5cfdb767ac1db479b"},"headline":"Sinema Tarihi","datePublished":"2007-12-13T00:00:00+00:00","mainEntityOfPage":{"@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/"},"wordCount":2931,"commentCount":0,"publisher":{"@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/608ed42ecbda2bc5cfdb767ac1db479b"},"articleSection":["Blogum"],"inLanguage":"tr","potentialAction":[{"@type":"CommentAction","name":"Comment","target":["http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/#respond"]}]},{"@type":"WebPage","@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/","url":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/","name":"Sinema Tarihi - At\u0131f \u00dcnald\u0131","isPartOf":{"@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#website"},"datePublished":"2007-12-13T00:00:00+00:00","breadcrumb":{"@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/#breadcrumb"},"inLanguage":"tr","potentialAction":[{"@type":"ReadAction","target":["http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/"]}]},{"@type":"BreadcrumbList","@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/2007\/12\/13\/sinema-tarihi\/#breadcrumb","itemListElement":[{"@type":"ListItem","position":1,"name":"Anasayfa","item":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/"},{"@type":"ListItem","position":2,"name":"Sinema Tarihi"}]},{"@type":"WebSite","@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#website","url":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/","name":"At\u0131f \u00dcnald\u0131","description":"Yazar","publisher":{"@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/608ed42ecbda2bc5cfdb767ac1db479b"},"alternateName":"At\u0131f \u00dcnald\u0131 Blog","potentialAction":[{"@type":"SearchAction","target":{"@type":"EntryPoint","urlTemplate":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/?s={search_term_string}"},"query-input":{"@type":"PropertyValueSpecification","valueRequired":true,"valueName":"search_term_string"}}],"inLanguage":"tr"},{"@type":["Person","Organization"],"@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/608ed42ecbda2bc5cfdb767ac1db479b","name":"Atif Unaldi","image":{"@type":"ImageObject","inLanguage":"tr","@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/image\/","url":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-content\/uploads\/2022\/10\/cropped-a94e8f7a-67c4-4d65-8a5f-032ba784be53-2.jpg","contentUrl":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-content\/uploads\/2022\/10\/cropped-a94e8f7a-67c4-4d65-8a5f-032ba784be53-2.jpg","width":512,"height":512,"caption":"Atif Unaldi"},"logo":{"@id":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/#\/schema\/person\/image\/"},"description":"Bo\u011fazi\u00e7i \u00dcniversitesinde Fizik B\u00f6l\u00fcm\u00fc\u2019nde e\u011fitim ald\u0131\u011f\u0131 y\u0131llarda T\u00fcrkiye\u2019de ilk kez iki bilgisayar\u0131 telefon hatlar\u0131 \u00fczerinden konu\u015fturan BBS sistemini kurarak, T\u00fcrkiye\u2019deki ilk internet a\u011f\u0131n\u0131 olu\u015fturmu\u015ftur. Bir \u00e7ok radyo ve televizyonda program yap\u0131mc\u0131l\u0131\u011f\u0131 ve sunuculu\u011funu, bir \u00e7ok teknoloji dergisinde k\u00f6\u015fe yazarl\u0131\u011f\u0131, bili\u015fim edit\u00f6rl\u00fc\u011f\u00fc ve genel yay\u0131n y\u00f6netmenli\u011fi yapt\u0131. T\u00fcrkiye\u2019deki ilk internet servis sa\u011flay\u0131c\u0131s\u0131n\u0131n genel m\u00fcd\u00fcrl\u00fc\u011f\u00fcn\u00fc \u00fcstlendi. Bir \u00e7ok organizasyon ve kurulu\u015fta internet s\u00fcperviz\u00f6rl\u00fc\u011f\u00fc , webmaster\u2019l\u0131\u011f\u0131 , IT direkt\u00f6rl\u00fc\u011f\u00fc ve dijital projeler koordinat\u00f6rl\u00fc\u011f\u00fc g\u00f6revlerinde bulundu. Farkl\u0131 \u00fcniversitelerin farkl\u0131 fak\u00fcltelerinde \u00f6\u011fretim g\u00f6revlisi olarak bulunmu\u015f olan \u00dcnald\u0131; \u015fu an teknoloji ve pazarlama konular\u0131 ba\u015fta olmak \u00fczere bir\u00e7ok alanda hizmet veren Unaldi Consultancy\u2019nin kurucusudur. \u2028Selin \u00dcnald\u0131 ile evlidir. Su ve Toprak isminde iki \u00e7ocu\u011fu vard\u0131r.","sameAs":["http:\/\/atif.unaldi.org\/blog","https:\/\/www.facebook.com\/atifunaldi","https:\/\/www.instagram.com\/atifunaldi\/","https:\/\/www.linkedin.com\/in\/atifunaldi","https:\/\/x.com\/https:\/\/twitter.com\/atifunaldi","https:\/\/www.youtube.com\/c\/atifunaldi","https:\/\/soundcloud.com\/atif-unaldi","https:\/\/atifunaldi.tumblr.com"],"url":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/author\/atifunaldi\/"}]}},"jetpack_featured_media_url":"","_links":{"self":[{"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/659","targetHints":{"allow":["GET"]}}],"collection":[{"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/posts"}],"about":[{"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/types\/post"}],"author":[{"embeddable":true,"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/users\/2"}],"replies":[{"embeddable":true,"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/comments?post=659"}],"version-history":[{"count":0,"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/659\/revisions"}],"wp:attachment":[{"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/media?parent=659"}],"wp:term":[{"taxonomy":"category","embeddable":true,"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/categories?post=659"},{"taxonomy":"post_tag","embeddable":true,"href":"http:\/\/atif.unaldi.org\/blog\/wp-json\/wp\/v2\/tags?post=659"}],"curies":[{"name":"wp","href":"https:\/\/api.w.org\/{rel}","templated":true}]}}