ATIF ÜNALDI LinkedIn
Menü
Bloga dön
Blogum

İnternet gazeteciliği

TRT Radyo 1’deki programda bu hafta internet gazeteciliği konuştuk. Konu başlıklarını aslında hızlıca paylaşmak istiyorum. İnternet gazeteciliği yada diğer bir adıyla blog gazeteciliği ( Türkiye’de bu ikisi biraz birbirinden ayrıldı ) aslında doksanlı yıllara dayanıyor. Belki aranızda benim gibi dinazorlar varsa hatırlarlar salon.com diye bir web sitesi vardı. Bence o dönemin gazeteciliğinden çok lifestyle web sitesi kavramına denk geliyordu. Bülten ( bulletin ) mantığının ilk dönemleriydi. Newsletter diyenler de vardı. Size hergün bir mail gelir konu başlıklarını ve özetlerini görürdünüz. Geçmiş zamandan konuşuyorum zira şimdi okuduğumuz bülten sayısı çok azaldı. Bengün içinde kaçırdığım webrazzi.com haberlerine bakıyorum. Yanılmıyorsam bülten okur yazarlığım bununla sınırlı. Ahh bir de digital inspration isimli Amit Agarwal’ın labnol.org sitesinin bülteni. Neyse konumuza dönelim şimdi çoğunlukla yazıları facebook newsfeed ve twitterdan takip ediyorum.
Türkiye’de ise internet gazeteciliği 2binli yılların başında başladı. Sanıyorum ilk ciddi sitelerden biri Ufuk Güldemir’in Habertürk sitesiydi. Beni bu siteyle Nabi Avcı hoca tanıştırmıştı. Çok iyi hatırlıyorum yorumumu sorduğunda, promptera yazar gibi büyük harflerle yazılan bir sitenin hele her tarafından esnetilmiş fotoğraflarla başarılı olamayacağını söylemiştim. Zira bu olaydan iki yıl kadar önce Sabah Gazetesinin webmasterı iken, bu sorunu hem sabah sitesi hem de onbir derginin bulunduğu birnumara yayıncılıksitesi için çözmüştük. Hatta yıllar sonra Haberturk webmasterı Fatih Gürcan’a nedenböyle yaptığıklarını sorduğumda biraz da dert yanmıştı 🙂
Sonra bu haber siteleri çoğaldı. Türkiye’de o zamanlar hazır şeyler kullanmak ayıp sayılırdı. Mesela wordpress filan "kıh"dı. Hatta twitterda hesap açalım desek, yöneticiler ne hesap açacağız kendi twitterımızı yapalım derlerdi. O yüzden haber sitelerinin çoğu hala amatörce yapılan ve pahalıya mal ettikleri yazılımlarla uğraşmaya devam ediyorlar. Oysa newyork times gibi hitine ibretle baktığımız siteler wordpress yazılımları ile uçuyorlar. Mashable.com da bu sitelere iyi bir örnek.
Tabii ikinci kötü gelişme ise, reklam tarafından geldi. Malum reklam planlama şirketlerindeki tembel çalışanlar reklamı içeriğe göredeğil trafiğe göredeğerlendirmeye başladılar ki; bu Türkiye’deki Türkçe içeriğin de sonu oldu. Zira google’da çok çıkmak için önüne gelen bülteni sitesine yerleştirenlerden, sayfa görünümünü arttırmak için iki saniyede bir sayfasını yenileyenlere, çıplak tesim koyanlarda, köşe yazarı ve yazılarını çalanlara iş bambaşka parametrelerde dönen bir savaş halini aldı.
Tabii bu savaşın insanların iyiliğine olmadığını söylememe gerekyok sanıyorum.
Reklam pastasından pay alamayanlar ise bazen geleneksel mecranın da saptığı son derece gayri etik bir yola saptılar. Reklam için haber şantajı. Bu da etik değerlerin oluşmamasına ve geleneksel mecranın görevleri arasında olan kamu yararı gözetme durumunun oluşmamasına sebep oldu.
Tabii özellikle blog gazetecilerinin en büyük sorunlarından birini de burada geçirmemek olmaz. Sitelerin güncellenme süreleri o kadar uzadı ki statik web sitelerinden farkı kalmadı. Gazete, dergi, tvprogramı gibi işlerin en zor kısmı sanıldığının aksine başlamak değil devam ettirmektir. Birçok medyacı bir süre sonra tekrara düşer, konu bulamaz.
Tabii bu sitelerde yazan köşe yazarlarına ödenen telif ücretlerinin çok az olduğunu da bu yazının son cümlesi olarak söylemek de yarar var.

Bilgi paylaşarak çoğalır...