İnternette uzun zamandır bir video elden ele dolaşıyor. İlk sahnede bir ofis masası görüyoruz. Masada, hesap makinesi, not defteri gibi ofis eşyaları var. Sonra bir akıllı telefon yavaş yavaş hepsini yutuyor. Finalde ise akıllı telefonların nasıl ofisimiz haline geldiği ile ilgili bir not çıkıyor.
Videodaki bütün veriler doğru ancak analizin yanlış olduğunu, daha doğrusu uzaktan bakınca akıllı telefonlar ve mobilleşme gibi görünen gelişmenin detaylarını incelediğimizde yazılımlaştırma olduğunu görmemiz gerektiğini düşünüyorum.
5G’nin ilk çıkışında, Türkiye için önemi anlatılırken, bunun bir hız meselesi olmaktan çok, kesintisiz veri ve baz istasyonu tarafında ise yazılımlaştırma olduğu söyleniyordu. Yani her ne kadar istatistikler (özellikle PC’nin yaygınlaşması döneminde yaşananlar) bunun olmasının imkansız olduğunu gösterse de, beklentiler bundan sonraki jenerasyon geçişlerinde donanımdan ziyade yazılımın değişmesi yönünde.
Bunun farklı örneklerini yakın tarihimizde çokça görüyoruz. Kullandığımız bilgisayarlar ve cep telefonları merkezi işlemci, ram ve hatta ana kartın değişmesine ihtiyaç duyulmadan çok büyük yeteneklere sahip olabiliyor. Bunun da kaynağı tabii ki, esnek donanım ve yazılımlaştırma.
Şu an ne noktadayız?
Yazılımlaştırma özellikle son kullanıcı dünyasında çok etkin hale geldi. Kullandığınız akıllı telefonlardaki ortalama yazılım sayısı 80’leri çoktan geçti. Her ne kadar ortalama bir akıllı telefon kullanıcısının günlük kullandığı uygulama sayısı 9 civarında olsa da, telefonlardaki yazılımlar, onun gücünü ve etki alanını perçinliyor.
Telekom sektöründe patlayan bu yeni trendin daha sonra bütün sektörlere sıçrayacağını rahatlıkla görebiliyoruz. Sözgelimi otomotiv sektöründe artık otomobiller bir kişiyi A noktasından B noktasına götüren araçlar olarak tanımlanmıyor. Otomobil dört tekeri olan bir laptop, eğlence merkezi, sağlık merkezi, laboratuvar olarak anlatılıyor. İşte bunu sağlayan da tabii ki; yazılımlaştırma. Hatta son dönemde VR (sanal gerçeklik) dünyasının da merkezinin yine yazılımlaştırma sayesinde otomobiller olacağı görülüyor. Bunun en güzel örneklerinden biri Audi tarafından gerçekleştirilen ve aracın hareketlerine göre sanal gerçeklik senaryosunu değiştiren, bu sayede de aracın hareketleri eşsiz bir VR deneyimi sunan Holoride…
Peki ya yazılımlaştırmadan sonra
2000’li yılların başında kognitif öğrenme yöntemleri sayesinde değişen yapay zeka, bir çok bilim ve teknoloji aşığının hayal gücünü tetikledi. Herkes bunun çok önemli bir kilometre taşı olduğunun farkındaydı, ama kmse tam olarak nereye oturtacağını bilemedi. Önce acaba kestirmeden bize hayatın anlamını söyler mi? sorusu soruldu. Ancak bunun için bu yapay zekaların, 40 fırın bilgi yemesi gerçeği ortaya çıktı. Sonra acaba birbirleri ile konuşsalar daha mı hızlanırlar denemeleri yapıldı. Sonuç ise korkudan fişleri çekilen projeler oldu.
Yapay zeka yavaş yavaş olması gereken yere iniyor
Hayaller her ne kadar bir “mastermind” olsa da, hayatlar hepimizin arkasını toplayacak külkedisi fikrinden ileriye gidemedi. Masaldaki külkedisini aşağılayan kızlar gibi görünmek istemem ama ben de yapay zekanın olması gereken pozisyonunun bu olduğunu düşünenlerdenim. En azından çok uzun bir zaman için.
Yani “mastermind” ile başlayan proje, lokal verilerimizden basit sonuçlar çıkarıp gündelik hayatımızda akıllı asistanlarımız olma noktasına döndü. Her ne kadar hala yapay zekalar programlayan (doğuran) yapay zekalar planlansa da, şu aralar bence yapay zekaların en büyük görevi, basit veri tabanlarından kurtulamayan yazılım dünyamıza yeni, esnek çözümler önermek.
Bu noktadan bakıldığında yapay zekaların, kısa zamandaki en büyük amacı, yazılımın yeni ve büyük dünyasından paylar koparmak olabilir. Yani hesap yapmak için, hesap makinesi yazılımını açıp, araştırma için tarayıcıyı kullanıp ve bütün elde ettiğimiz bilgileri yazmak için notepad’e ulaşmaktansa bunların hepsini bir seferde yapabilen tek bir yazılımımız olsa… Yapay zekanın gelebileceği en kolar ve etkili yer bu olmaz mıydı? Ne dersin SİRİ?