Değişmişti…
Yediği dayak ona çok şey vermişti.
İlk defa darp edilmişti.
Belki fiziksel olsa bu kadar çok acıtmazdı diye düşündü.
Babasının ahı mı tutmuştu?
Adam fena helde dağılmıştı.
Sevdiği kadın alanen ona işkence ediyordu, ama cevap verecek ne hali ne de cesareti vardı? Daha ilginci cevap vermekten çok o dayağı yemek ve bitmesi için dua etmek istiyordu. “Bitsin artık, bitsin bitsin. Affet, ben ölmeden beni affet.” Ölmekten korkmuyordu, affedilmemekten korkuyordu.
Kadın’ın gözünde o erkeğinin karşısında oynadığı günkü kıvılcım vardı. Yüzü gülmüyordu ama adam artık o kıvılcımı nerede bulacağını biliyordu. Biliyordu çünkü kadın adamın bir kopyası 10 yıl önceki haliydi. Onun çarptığı duvarları, kafasını kırışını. Hayatı nasıl kendine zindan ettiğini görüyordu… Yanlış yaptığını bilse de, çocuğu varmış gibi, sevgisinden, ona duyduğu saygıdan, yanlış anlaşılma korkusundan hiçbir şey söyleyemiyordu.
Aslında kadın da çok fazla birşey istemiyordu. Kendisine her an sevgi duyacak, terketmeyecek aşık bir erkek.
İşte birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı. Her ikisi de birbirine ait olduğunun farkındaydı. Bunu sadece bütün benlikleri ile hissetmiyor, aynı zamanda tecrübe ile sabitliyorlardı.
İkisi de birer adım bekliyorlardı. Adam itibarını, kadın şerefini korumak zorundaydı. Beklediler.
Bakıştılar.
Arkada bir tangonun introsu çalıyordu.
Şarkı ve dans yeniden başlamak üzereydi.
Sadece intronun bitmesini bekliyorlardı.
Adam içinden dua ediyordu “Bitsin artık, bitsin bitsin. Dans edelim, ben ölmeden dans edelim.”