Radikalden orhan kemal cengizden cok guzel bir yazi sonuna kadar okumakta yarar var…
Yillar once web sitelerinde kisisellestirme insanlarin onune cikan bir formla yapilirdi. Ne okumak istersiniz diye sorardik. Cogunlukla da Okuyucularin soyledikleri ile okudukari irbirini tutmazdi.
Sosyal medya konuunda yakinan cok insan gordum. Cok geyik orasi diyenler terbiyesiz orasi diyenler. Kandirildim diyenler. Insanar aslinda sosyal medyada cevre.erini buluyorlar. Once secimler yapiyorlar sonra birkismi eleniyor. Sonra geriye sevdikleri aliyor. O yuzden bazilarina geyik gelen bazilarina akademik geebiliyor.
Geçen salı günü The New York Times, sosyal medyanın hayatımız ve ilişkilerimiz üzerindeki etkilerini sorgulayan ilginç bir makale yayımladı. Yazının başlığı The Facebook Resisters (Facebook’a Direnenler). Yazı pek çok Facebook kullanıcısının başına gelebilecek türden bir olayla açılış yapıyor.
Tyson Balcomb isimli genç, bir gün asansöre biner ve yanında hiç tanımadığı ama aynı zamanda ‘iyi tanıdığı’ bir kadının durduğunu görür. Ancak Facebook kullanıcılarının anlayabileceği türden bir olay yani… Tyson ve kadın Facebook’tan arkadaş olmuşlar ama daha önce hiç yüz yüze görüşmemişler. Tyson bu ‘hiç tanımadığı’ kadının ağabeyini görse tanıyabileceğini söylüyor; kadının küçük bir adada yaşadığını, geçenlerde Seattle’a seyahat ettiğini ve daha pek çok detayı biliyor onun hakkında… Tyson “Bütün bunları biliyordum ama onunla hiçbir muhabbetim yoktu diyor”. Bu ‘karşılaşma’ Tyson’ı düşünmeye sevk etmiş ve Facebook’un biraz sağlıksız bir şey olduğuna karar vererek hesabını sonlandırmış…
Times’ın makalesi, Facebook’un arkadaşlar ve meslektaşlar arasındaki bağları güçlendirme iddiasında olduğunu ama aslında gerçek hayatta tam tersi sonuçlara yol açtığını belirterek devam ediyor. 24 yaşındaki Ashleigh Elser’in şu sözleri de aktarılıyor yazıda: “Artık arkadaşlarımı hiç aramaz olmuştum… Fotoğraflarını ve profillerindeki güncellemelerini görmek, bağlantımızın devam ettiği hissini yaratıyordu.”
Yazının altına 1200 kişi yorum yazmış. Belli ki Times’ın yazısı bir ‘sosyal yaraya’ parmak basıyor. Benzeri yakınmaları Türk kullanıcılardan da çok duydum daha önce. Türkiye’de de benzer gerekçelerle Facebook hesaplarını kapatanlar olduğunu biliyorum. Belki de yeni bir trend başlıyor…
Üstelik Facebook’a ilişkin şikâyetler bunlarla da sınırlı değil. Facebook yüzünden mahremiyet diye bir şey kalmadığından, bir tür uyuşturucu gibi işlev gördüğünden bahsedenler var.
Ben de iflah olmaz bir Facebook ve Twitter kullanıcısıyım. Yukarıdaki argümanlara belli ölçülerde hak veriyorum. Ancak sosyal medyanın sadece bu yönüne vurgu yapmanın da haksızlık olduğuna inanıyorum. Pek çok şey de olduğu gibi, bu araçları da sizin nasıl kullandığınız büyük önem taşıyor bence…
Bu negatif etkilerinin yanı sıra Facebook ve Twitter, başka türlü ulaşmanızın mümkün olmadığı bilgilere ulaşmanıza, insanlarla belli konularda anında fikir alışverişinde bulunmanıza da yardımcı oluyor.
Mesela tam bu makaleyi yazdığım sıralarda, Facebook’tan şunları öğreniyorum:
Egemen Bağış ve eski Belçika Dışişleri Bakanı Euobserver’de ortak bir makale yayımlayarak “Din, AB’ye üyelik kriteri değildir” demişler.
Genç Siviller, Sırrı Sakık’ın Meclis’te yaptığı son konuşmanın videosunu Facebook sayfasına koymuş ve altına şu notu düşmüş: “Sırrı Sakık’ın TBMM’de generallere karşı performansı şahane! Aynısını PKK’nın generalleri için de bekliyoruz…” Tabii tahmin edebileceğiniz üzere bunun altına bir sürü yorum yazılmış.
Kanada Kyoto Protokolü’nden çekilmiş.
Bir arkadaşım USA Today’in haberini göndermiş: ABD Temsilciler Meclisi 662 milyar dolarlık savunma bütçesini onaylamış.
‘Vicdani Ret Bir Haktır’ başlığıyla bir imza kampanyası metni Facebook’ta dolaşıyor.
Facebook kullanıcısı olmasam bir anda bunlar ve bu sabah okuduğum diğer pek çok yorum ve habere ulaşmam mümkün olmayacaktı.
Keza Twitter da aynı şekilde. Her açtığımda Ahmet Hakan’ın geyiklerini görmenin yanı sıra pek çok insandan çok sayıda düşündürücü yorum ve bilgiyi de oradan alıyorum ve keza anlık iletiler sayesinde insanlarla tartışabiliyorsunuz.
Örneğin son tweet’lerde, Taraf’ta Gülen cemaatine ilişkin Ayşe Hür imzasıyla çıkan yazıya Zaman’da cevap yazan Doç. Dr. İhsan Yılmaz’la yararlı bir tartışmaya girişmişiz. Yılmaz son derece zekice argümanlarla Ayşe Hür’ün yazısına cevap yazmış Zaman’da. Bu yazısında, Gülen hareketini eleştirenleri harekete vâkıf olmamakla eleştiriyor. Ben de Yılmaz’a şu tweet’i attım: “Gülen hareketini bilmeyenler yanlış argümanlarla eleştiriyor, bilenler de hiç eleştirmiyorsa sonuç hiç kimse eleştirmemiş olur.” Bunun üzerine verimli bir tartışma başladı aramızda. Kim bilir, Yılmaz’la giriştiğimiz bu tweet muhabbeti belki de yeni makaleleri tetikleyecek.
Uzun lafın kısası, Facebook da Twitter da bence nasıl kullandığınıza bağlı olarak hem yararlı hem de zararlı olabilir. İyi kullanın, yararlanın…