31 Ağustos gecesi CNNTURK’de Prof. Dr. Sevil Atasoy’un Suç ve Delil Programında konuğuydum.
Echelon ile başladık, suç önleme team’lerine oradan da robot (siborg), Augmented Reality (Zenginleştirilmiş Gerçeklik), Virtual Reality (Sanal Gerçeklik) ve 2050’de Nasıl bir İstanbul olur sorularına. Cumartesi gecesi aynı saatte replay’i yapıldı.
Güzel tepkiler aldım. Program genel olarak beğenildi.
Uzun süredir üzerinde konuştuğumuz düşündüğüm konularda konuşma imkanını buldum.
Programda konuştuğumuz konuların bazıları hakkında aldığım notları program videolarının altına ekliyorum. Kısaca göz gezdirmekte yarar olduğu düşüncesindeyim.
[youtube http://youtube.com/w/?v=N2Qvd4dj_so]
[youtube http://youtube.com/w/?v=PRaBxqOA2Yg]
[youtube http://youtube.com/w/?v=D8NAIWYJEXI]
[youtube http://youtube.com/w/?v=61sQJg0HNBY]
[youtube http://youtube.com/w/?v=AO0GsIy3Wpo]
[youtube http://youtube.com/w/?v=GxYjrYHeXjc]
[youtube http://youtube.com/w/?v=dDaAxewyOss]
[youtube http://youtube.com/w/?v=avRVaAGPlL0]
KONUKLAR
ALPHAN MANAS / Fütüristler Derneği Onursal Başkanı
ATIF ÜNALDI / İnternet Stratejisti
PROF. DR. DOĞAN ŞAHİN / Psikiyatr
bugün dünya genelinde 45 milyon adet güvenlik kamerası var
neredeyse her 130 kişiye 1 kamera düşüyor.
İstanbul’da da şimdiden 100 bini aştı
Bir Londralı’nın günde 300 kez kameralara yakalan
10 BİN MOBESE KAMERASI OLACAK
CCTV : İlk kapalı devre güvenlik kamerası 1942’de Alman Nazi Ordusu tarafından V2 füzelerinin denemeleri sırasında teknik hataları yakından görmek amacıyla kullanıldı.
İngiltere, 1956’da kraliçenin geçit töreni sırasında 4 güvenlik kamerası yerleştirerek kamusal alanda izleme sistemine geçiş yapan ilk ülke oldu.
ECHELON, 5 devletin (ABD, Ingiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda) istihbarat örgütlerinin dünya üzerindeki iletisim sistemlerini denetlemekiçin kurdukları ortak projenin kod adidir. ECHELON projesinin temelleri 1947’deki UKUSA anlasmasıyla atılmıs, ve 1971’de hayata geçmesinden günümüze dek kapsamını ve kullandıgı teknolojileri sürekli genisletmistir.
Liderligini ABD Milli Güvenlik Dairesi NSA’in yaptıgı ECHELON’un bugün telefon görüsmeleri, emailler, internet baglantilari, uydu haberlesmeleri gibi akla gelebilecek tüm modern iletisim sistemlerini büyük oranda denetledigine inanılmaktadır.
İNGİLİZ edebiyatının önde gelen yazarlarından George Orwell’in ‘1984′ adlı romanı totaliter bir rejimin hüküm sürdüğü bir kurgu toplumunu anlatır. Var olup olmadığı bile bilinmeyen ama aslında iktidardaki tek partiyi sembolize eden Big Brother (Büyük Birader) insanları, ta evlerinin içine kadar, 24 saat boyunca izlemektedir. Toplumun üzerinde bu baskıyı hissettirmek için de, her yere ‘Big Brother is watching you!’ yani ‘Büyük birader sizi izliyor” diyen afişler asılmıştır. Özellikle 11 Eylül saldırısından sonra Batı dünyasında yaratılan ‘paranoya’ ile yaygınlaşan güvenlik kameraları bugun pek çok insanın ‘Big Brother endişesi’ duymasına sebep oluyor. İşten bir internet sitesine bağlandığımızı düşünelim.
Önünüzde ve bağlanacağınız bütün wireless ve routerları sniff edenler. IT departmanı
ISP
DNS server
Reklam networkleri (arama motorlarının da sahip olduğu reklam networkleri hatta sitelerdeki like butonları ) Domain kısaltıcılar
Add this gibi ara networkler.
Suç ile gözetim arasında doğrudan bir önleyicilik ilişkisi var mı?
Yapılan çalışmalar olmadığını gösteriyor. Critics argue that cameras only push criminals into unobserved areas. A University of Cincinnati study in 2000 concluded that surveillance cameras have a short-term deterrent effect, which likely would increase when the public is notified about their presence. Cameras in Baltimore, Chicago, New York and San Francisco are labeled as police property. No police department logos are affixed to the D.C. cameras that were in place before the recently crime emergency. D.C. police spokesman Kevin Morison said police are required to post signs indicating that an area is under surveillance. He could not say whether such notification would be required under a clause dealing with “exigent” circumstances. Mr. Morison said several neighborhood leaders have requested cameras.
· Söz konusu uygulamalar sokakta evde işte sürekli izleniyorum duygusu insan ve toplum psikolojisini nasıl etkiler? Voyeurism ve echibitionism. Cinema ilişkisi.
KORKU TİCARETİ Mİ?
Bu koruma amaçlı. Son dönem trafik kazalarını önlemek üzere haber bültenlerinde görüntülerin konulması gibi. Bu basının kamuya görevi gibi görünmekle birlikte konuyu normalize etmesi durumu da söz konusu
==>Kredi kartlarımız uçak biletlerimizin ve kiraladığımız arabaların kaydını tutuyor. Süper marketlerden aldığımız indirim kartları yemek ve temizlik alışkanlıklarımızı takip ediyor.. Büyük grupların sadakat programları…
Burada önemli olan bilgilerimizi vermenin karşılığı ne aldığımız. Ve verdiğimiz bilginin ne kadar değerli olduğudur. Mesela ismim ve yüzümün resmi heryerde olabilir ama sosyal güvenlik numaram vatandaşlık numarm bunlar değerli bilgilerdir. Ancak pazarlama bunlardan da çok davranışlarınızla ilgilenir.
Biometri
Avuç içi damar haritası …
ABD Ulusal Teknoloji ve Standartlar Enstitüsü’nün geliştirdiği biyolojik bilgilerin kaydı ve depolanmasına dair yeni protokol, internet ile bağlantılı herhangi bir cihazın kişisel biyometrik verilere ulaşmasına da imkân veriyor. Böylece kimlik bilgilerinin toplanması ve erişimi tek bir cihaza bağlı kalmadığından daha kolay bir hal almış oluyor.
Bu protokol uygulamaya konulursa, her yerde kimliğinizi kanıtlamak için tek bir parmak izi, retina ya da yüz taraması yeterli olabilir.
· Peki tüm bu bilgiler bir araya getirilerek insanların elektronik izlerinden şablonlar çıkarılabilir mi?Bu bilgiler davranışlarımızı tahmin etmede kullanılabilir mi?
Bir bilgisayar algoritması gerçekten de Gauss virüsü gibi dijital saldırıların ya da bir salgın hastalığın kaynağını bulabilir mi? İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü araştırmacısı Pedro Pinto, takımı ile geliştirdiği algoritmanın tüm bunları ve daha fazlasını yapabileceğini söylüyor.
“Metodumuzu kullanarak, bir ağda dolaşan herhangi bir şeyin kökenini, o ağdaki birkaç üyeyi “dinleyerek” bulabiliyoruz.” diyor Pinto.
Örneğin Facebook’da sizin hakkınızda bir dedikodu yayıldığını ve bunun arkadaşlarınız, hatta arkadaşlarınızın arkadaşları dâhil 500 kişiye ulaştığını düşünün. Dedikodunun kaynağını nasıl bulabilirsiniz?
Pinto bu soruya şöyle cevap veriyor: “15 ile 20 arasında arkadaşınızın hesaplarına gelen mesajları izleyerek ve zaman etmenini de hesaba katarak, algoritmamız bilgileri geriye doğru izliyor ve kaynağa ulaşıyor. Aynı işlem spam mesajlarının ya da bilgisayar virüslerinin kaynağının bulunmasında da kullanılabilir.”
Pedro Pinto tarafından verilen diğer örnekler terörist saldırılar, salgın hastalıklar gibi kişiler arasında iletişim içeren ve ya yayılan pek çok şeyi içeriyor.
· Bireysel özgürlükler ve özel yaşam, güvenlik endişelerine mi kurban ediliyor; yoksa insanlık, suçun ve suçlunun olmadığı temiz bir geleceğe doğru mu ilerliyor?
Gelecek temiz olsa bile bu iyi bir şey mi? İnsanlığımızı unutturabilir mi? Sylvester Stallone, Wesley Snipes and Sandra Bullock ın oynadığı demolition man (cezalandırıcı)
1990’larda metropol teröristi Simon Phoenix (Wesley Snipes), kamuya karşı işlediği suçlardan ötürü dondurularak buz içine hapsedilir. Onu adelete teslim eden ve sert metotlarıyla ünlü polis memuru John Spartan (Sylvester Stallone) da Phoenix tarafından kurulan bir komploya kurban gider ve bir otobüs dolusu masum sivili öldürmekle suçlanarak aynı akıbete uğrar.2032 yılında, şiddetten temizlenmiş ve sinir bozucu derecede sorunsuz görünen San Angeles’te (Los Angeles’in 2023’teki adı) Phoenix yanlışlıkla serbest kalır ve şiddetle başetmeye hiç de alışık olmayan polis teşkilatı dehşete kapılarak Spartan’ı da uykusundan uyandırır ve yardımını istemek zorunda kalır. Burada sempatik kadın polis Lenina Huxley (Sandra Bullock) ile uyumsuz bir çift oluştururlar.Şakacı tavırları ve aksiyonperver mizacı ile Spartan şehrin, yeraltında yaşayan evsiz isyancılarla dolu bir sahte cennet olduğunu zaman geçmeden anlayacaktır. Filmin sonunda, şehrin her iki kanadını oluşturan kesime kolaycı ve maço bir şekilde yol gösterirken meşhur repliğini söyleyecektir: “siz biraz temizlenin, siz de biraz kirlenin” Cezalandırıcı – Demolition Man
• İnsanlar nasıl bir kontrol mekanizmasının parçası haline geliyor? Vatandaş gözlemci. İzleyeni izlemek Open Watch
Somewhere in California, a man is at a DUI checkpoint. He has left his car and is being asked to take a field sobriety test, which he refuses.The moment is tense. The officers at this checkpoint are clearly not used to having someone question their commands. Asked to justify demanding the test, the officer stops and stutters. It’s a checkpoint, he says. You’re being stopped because you’re at a checkpoint. Negotiations over safety, security and personal rights ensue.I don’t want to do your test. I’ll take a blow,” says the citizen, referring to a breathalyzer, “but I’m not going to do your test.” There’s a pause. The officer pulls out a breathalyzer.
“Stand in front and put your feet together,” the officer says. The citizen objects.
“I don’t want to –”
“That’s for my safety,” the officer snaps. “Otherwise I’ll put you in handcuffs. I’m calling the shots here, not you, got it?”
The whole event was documented, in secret, by the driver who was stopped. He was using OpenWatch, a mobile application that turns any Android phone or iPhone into a surreptitious recording device. The app’s creator, Rich Jones, a 23-year-old freelance mobile developer, says the goal of OpenWatch is to map the use and abuse of power by law enforcement officials throughout the country.
“By all of us together, creating data, we can get a real picture of how enforcement goes on in this country, and how it varies from region to region,” Jones told me, “and we can only do that if the people get involved.”
After OpenWatch records an interaction, lurking among the background processes on a mobile phone, it gives the user the option to upload the audio file to OpenWatch’s servers. Jones scours the uploads for posts of significance — he gets about 50 a day, he says — and, when something of interest comes through the transom, he cleans it of information identifying the citizen, then posts it online. An update to OpenWatch offers similar functionality for surreptitious recording of video.
The result is the kind of curious inversion of surveillance society we’ve seen in other Internet-enabled activism, like HollaBack, the networked nonprofit fighting harassment of women on the street, or I Paid a Bribe, the Indian site for reporting instances where government officials demanded bribery. Persistent openness, the thinking goes, rewards good behavior as well as punishes bad actors.
While this approach leaves a lot to be desired when it comes to context — citizens can volunteer details like geolocation information and comments about the circumstances around the recording, but they aren’t required — the idea is that some encounters should clearly speak for themselves. Provided, of course, that what appears to be happening really is what’s happening — who’s to say if some of the interactions uploaded to OpenWatch already were or weren’t staged?
“This isn’t a project to shame the police or anything like that,” Jones told me. “It’s more about collecting as much data as possible and collecting context for misconduct. Mundane encounters are just as important to collect as misconduct.”
· Geleceğin savaşları siber savaşlar mı olacak?
Daha önce yine bu sayfalarda manşete taşıdığımız haberimizde Bilgi Güvenliği Derneği’nin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na sunulmak üzere hazırladığı Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi Raporu’ndan bahsetmiştik. Bu raporu haklı çıkaracak gelişmeler dünya ve ülkemiz kamuoyunda tartışılmaya devam etti.
Tartışmaları ayyuka çıkaran gelişme, 2010 yılının Haziran ayında ABD ve İsrail’in hazırladığı, İran’ın nükleer tesislerinden veri çalmayı hedefleyen Stuxnet virüsünün keşfedilmesiyle başladı.
En fazla İran, Endonezya ve Hindistan’ı etkileyen Stuxnet, ülkeler arasındaki siber savaşların bir çeşidi olarak değerlendirildi. Öncelikle İran’daki Natanz uranyum zenginleştirme tesisini hedef alan virüs, tesisteki sistemlere sızana kadar yüz binden fazla sisteme bulaştı. Sayısal imzalı bileşenlerden destek alarak kendilerini güvenilir bir yazılım olarak gösteren Stuxnet, ağ içinde birçok bilgisayara aynı anda kendini kopyalayabiliyor, gerektiğinde kendi kendini yok edebiliyordu. Virüsün bir yıldan fazla zamandır aktif olmasına rağmen bulunamaması nedeniyle özel güvenlik şirketlerinin yetersizliğini ve ülkelerin siber güvenlik -ya da siber savaş- konusundaki çalışmaları ve yatırımlarını gözler önüne serdi. “Stuxnet’in ardında bir siber süper güç, ABD var”
Stuxnet virüsünün ilk kez İsrail çıkışlı olduğunu ve İran’daki nükleer tesisleri hedef aldığını dile getiren Siber Güvenlik Uzmanı Ralph Langner, 2011’in Şubat ayında gerçekleştirdiği TED konuşmasında, “Bana göre Mossad bu işin içinde yer aldı ancak en baştaki güç İsrail değil. Stuxnet’in ardındaki güç siber süper güç; yani ABD” açıklamasında bulundu.
Bu açıklamaları ve daha da fazlasının ardından dünyanın sıkça konuştuğu isim olan Langner, siber savunma dünyasının “rock yıldızı” olarak tanıtıldı. Sistem ağlarının güvenli kontrolünü sağlamak üzere faaliyetler gösteren Langner Communications GmbH şirketinin başında bulunan Ralph Langner, 20 yılı aşkın tecrübesini İstanbul’da gerçekleştirilecek ICT Summit Eurasia Bilişim Zirvesi’nde 13 Eylül’de aktaracak.
Biz de zirve öncesinde Langner’e sorularımızı yönlendirdik. Dünyanın birçok bölgesinde yaşanan toplumsal olayları hatırlatarak, yaşanan siber mücadelenin 1960 ve 1970’lerdeki soğuk savaşı tetikleme ihtimalini sorduğumuz Langner, “Stuxnet olayında anladığımız üzere, siber savaş iki ucu keskin bir kılıç. Bu zararlı yazılım asker ya da sivilleri öldürmeden politik amaçları başarıya ulaştırmak için kullanıldı. Yine de şunu kesinlikle görmeliyiz ki, dünyadaki kızışan çatışmaların üzerine körükle gidilmesine sebep oldu ve kinetik bir savaşı tetiklemeyeceğinin bir garantisi yok” dedi.
Daha insancıl görünmekle birlikte iç karışıklık ve krizleri siber silahlar kullanarak başlatmanın mümkün olduğuna değinen siber güvenlik uzmanı, “Açıkça görülüyor ki, dünya çapındaki askeri organizasyonlar saldırgan siber yeteneklerini geliştirmeyi sürdürüyor. Gerçekten kullandıklarında iyi bir şey mi yapacaklar? İşte bunu zaman gösterecek” açıklamasında bulundu. “Anonymous’un ülkeler kadar siber gücü yok”
Ülkemizde de gerçekleştirdikleri eylemlerle adından sıkça söz ettiren haktivist grup Anonymous ve diğerlerinin siber savaş ortamına etkileriyle ilgili görüşlerini aldığımız Langner, “Savaş yalnızca ülkeler arasında sürdürülebilir. Anonymous gibi haktivist gruplar, ülkeler gibi siber güce sahip olabildiklerini gösterecek etkiyi yaratmak isteyebilirler ancak onların böyle bir gücü yok. Yine de özellikle ülkelerin arkasında durduğu bazı olaylarda soruna yol açabilirler. Bugüne kadar oldukça şanslıyız ki, bu haktivistler henüz kritik altyapıların ne denli saldırıya açık olduğunu fark edemedi ya da bu tür hedeflere saldırı düzenlemekle ilgilenmediler” dedi.
Ralph Langner, etkili bir siber savunma stratejisi oluşturmadaki en önemli yanlışın; potansiyel tehdide odaklanmak ve askeri ya da devlet organizasyonlarının kritik altyapıları siber saldırılara karşı koruması gerektiği fikri olduğunu aktardı. Langner’e göre, özellikle endüstriyel kontrol sistemlerindeki siber güvenlik çok da karmaşık bir yapı değil aslında, sadece ihtiyaçları yerine getirmek gerekiyor. Langner, çoğu enerji tesisindeki kontrol sisteminin, herhangi bir siber programın doğrudan hedefi olmayan sıradan evlerde kullanılan ortalama bir dizüstü bilgisayardan daha az korunduğunu belirtti. Siber güvenlik şirketlerinin iş modelleri yanlış
Stuxnet virüsünün ardından benzer özellikler gösteren Flame ve Gauss gibi zararlı yazılımların yerel sistemleri tehdit ettiği açıkça görülüyor. Bu bilgi çalan virüslerin geleceğini yorumlayan ünlü siber güvenlik uzmanı, “Tıpkı siberin dönüştüğü gibi, siber güvenlik de bir dönüşüm içerisinde. Son birkaç yıldır, hedefli saldırılarda önemli değişiklikler görüyoruz. Sosyo ekonomik işleyiş ve günlük hayatın her alanında siber işgallerin önünün açıldığını pek de şaşırmadan takip ediyoruz” şeklinde konuştu. “Son on yılda kim etki yaratan zararlı yazılım modelleri üzerine düşünerek, bunun sonsuza kadar gideceğini öngörürse biraz saftır” diye konuşan Ralph Langner, güvenlik şirketlerini de eleştirdi. Siber güvenlik şirketlerinin gelişmelere yeterince cevap veremediğinin altını çizen Langner, milyonlarca müşteriye düşük maliyetli iş modeliyle hizmet verilemeyeceğini belirtti. Kendi şirketi gibi, doğrudan kurumlar ve hükümetlere yönelik çözümler geliştiren şirketler olduğuna değinen Langner, bu tür şirketlerin kamuoyunda pek de ses getirmediğini aktardı.
ICT Summit Eurasia – Bilişim Zirvesi 2012’de izleyicilerin karşısına çıkacak olan Langner, konuşmasında hükümetlerin siber güvenlik ihtiyacıyla ilgili tartışmayı alevlendirmeyi planladığını açıkladı.
Talinn Kılavuzu olarak da bilinen Siber Savaşlar ile İlgili, Uygulanabilir Uluslararası Kanunlar Kılavuzu, ne türden siber saldırıların uluslararası hukuk karşısında geleneksel silahlı saldırılar ile eşdeğer olacağı sorusuna cevap vermek için hazırlanmış.
Talinn Kılavuzu, silahlı çatışmalar üzerine yazılmış kanunların siber savaşlarla alakalı olacak şekilde yeniden yorumlanması olarak görülebilir. Her ne kadar kılavuz, yasal açıdan bağlayıcı olmasa da saldırganları, saldıra uğrayanları ve hukuk uzmanlarını bu konuda yönlendirebilecek güvenilir bilgiler içeriyor.
Kılavuzun yazımına yardım eden teknik uzmanlardan biri olan Profesör Bret Michael’a göre, tüm siber saldırılar, silahlı saldırı kategorisinde değerlendirilecek kadar ciddi değil. Yine de uluslararası hukukta silahlı saldırı teriminin kesin bir anlamı var ve buna uyan siber eylemlerin gelecekte artacağı göz önünde bulundurularak şimdiden tanımlarının yapılmasının gerekli olduğu ortada.
· Siber suçların oranı diğer suçları geçecek mi?
Avrupa Birliği Komisyonu, vatandaşları kanun dışı online aktivitelerinden korumak maksadıyla siber suçu izlemek için özel bir merkez kurmak istiyor.
Komisyon, kurmak istediği siber suç merkezini Avrupa’nın polis ajansı Europol’ün bünyesinde kurmak istediğini açıkladı.
Son birkaç yıl içinde siber suçların gayet sofistike bir hal alması sonucu millî finansal sistemlerin kırılganlığı arttı. AB, kurulacak merkezin kredi kartı ve banka kredisi sahteciliği üzerine yoğunlaşacağını açıkladı.
AB İç İşleri Komiseri Cecilia Malmstroem, günlük yaşamın online bölümü gelişmeye devam ettikçe, siber suçların herkesin hayatını etkilemeye devam edeceğini söyledi.
· Gelecekte genetik değişikliğe uğramış süper insanlar ( daha güçlü ve zeki) kainata hükmedebilir mi? Genetikle oynamak tehlikeli..
İki yazı ::
İsmet Berkan yazmis… 10000 yil sonra insanlik…
Sems in bir sozu var
Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını? “Şems-i Tebrizi
Hakli da.. Ben de bir senaryo cikarayim. İnsanlik belki ozaman kafasini duvara vurarak yani deneyim yoluyla degil Einstein gibi simule yoluyla ogrenmeye baslayacak.
Su ara ekonomi dergilerinin hepsi finans sektorunde birbirini dolandiran insanlar devinimini nasil durduracaklarini cozecek modellere bakiyorlar. Belkibu sayede bilgisi olanin parasi olana ustunlugu olan bir dunya olusur. Etik degerleron plana cikar.
Belki bu sayede ortalama iq su devamli dusen dunya IQ sunu yukseltmeye basar. Veya sadece IQ su yuksek olanlar kurtulur. Dogal seleksiyon olur… İsmet Berkan unutma degisime statikocular zekaya orta zekalilar tepki verirler. Bunlari da soyleyerek onun yazisini yayinliyorum…
On bin yıl sonra insanlık
ÖNCE moral bozacak kötü bir senaryo anlatayım.
Diyelim ki bir büyük felaket yaşanıyor dünyada ve yaşayan 7 milyar insanın yüzde 99.99999’u ölüyor, geriye sadece 7 bin kişi kalıyor.
Bu büyük felaket insanlığı 10 bin yıl geri götürüyor. Bütün bilimsel bilgimiz, teknolojimiz, her şeyimiz kayboluyor.
İnsanoğlunun yeniden bugünkü seviyesine gelmesi, mesela uzaya bir teleskop gönderip derin uzayı incelemeye başlaması, fizik teorilerini geliştirmesi, bilgisayarlarını yapması vs on bin yıl alsın kabaca.
Acaba bundan on bin yıl sonra, bizim bugünkü bilgi birikimimize sahip olmayan ama bilimimize sahip olan insanlık uzaya baktığında ne görecektir?
Bunu bugünden kabaca tahmin edebiliriz: Evrenin bir ‘Büyük Patlama’ ile oluştuğuna dair bir teorileri olsa bile bunu hiçbir zaman doğrudan gözlem ile kanıtlayamayacaklar; çünkü evrenin genişleme hızının artıyor olmasından ötürü bizim bugün gözlediğimiz gökyüzünü göremeyecekler, yani ‘kozmik arka plan radyasyonu’nu da göremeyecekler.
On bin yıl sonranın insanları kendilerini evrende çok daha yalnız hissedecekler. Bizim için görece yakın olduğu halde gidilmesi imkansız olan mesafeler onlar için çok daha uzak olacak; en yakın yıldız onlara bize göre çok daha fazla mesafede olacak.
Zaten başka galaksileri gözlemekte de ciddi zorluklar çekecekler; onları görebilmek için bizim bugün sahip olduğumuzdan kat be kat daha güçlü teleskoplara ihtiyaçları olacak.
Bu gözlem güçlüğünden ötürü, bizim bugün sahip olduğumuz fizik yasalarının bir bölümünü hiç keşfedemeyebilecekler.
Bu hayali sonsuza kadar sürdürmek mümkün ama uzatmayacağım: Elimizdekinin değerini bilelim, kendimizi yok etmeye çalışmak yerine elimizdeki taşın üstüne bir taş daha koymaya çalışalım.
Asimov’un 3 Robot yasası
1- Bir robot hiçbir şekilde insanoğluna zarar veremez; veyâ pasif kalmak suretiyle zarar görmesine izin veremez.
2- Bir robot kendisine insanlar tarafından verilen komutlara 1. kuralla çelişmediği sürece itaat etmek zorundadır.
3- Bir robot 1. ve 2. kurallarla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.
Benim sonuç cümlem…
Önemli olan gözetlenmek değil
Önemli olan gözetleyenleri bu gözetlemelerin sonuçlarını nasıl kullanıyorlar. Nasıl yorumluyorlar. Beni yorumlayacak ve mahkum edecek görgü ve bilgiye sahip mi?