Geçenlerde TED Talk’ın kurucusu Chris Anderson’ın bir konuşmasında interneti “crowd accelerated innovation” ( yani kalabalıkların ivmelendirdiği buluş )’ın merkezi olarak tanımladığını farkettim. Chris bu noktaya, internette dolaşan dans videolarının, dans kültürünün gelişimine etkilerinden yola çıkarak geldiğini söylüyor. Gerçekten de internet aradaki binlerce farklı teknolojiyi çıkarırsanız, dünyanın en büyük beyinlerinin haberleştiği ve tarih boyunca oluşturulmuş en büyük siber zekadır…
İnternetin bu “güzel” tanımını elimize alıp, geleceğe doğru yol alalım. Eskiden gelecek; belirsizlik demekti. Bilenlere de falcı denirdi.
Ancak gelişen dünya bu kavramı da oldukça değiştirdi. Şu aralar Higgs Bozon’u sayesinde herkesin daha yakından gündemine giren kuantum fiziği kısaca geleceğin, aslında olasılıklarla oluşan paralel evrenler arasından seçildiği kavramını karşımıza koyuyor.
Yani daha kolay anlatımla, gelecek siz ne düşlediyseniz odur… Geleceğin güzel olabilmesi için insanlığın büyük çoğunluğunun iyi düşler kuruyor olması gerekiyor.
Kuruyorlar da…
İşte sosyal medyayı, dünyanın en büyük siber zekası üzerinde organize olan, güzel bir gelecek planlayan insanların dünyası olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımı daha net görebilmek için New York Times ile Consumer Insight Group’un ortaklaşa yaptığı, sosyal medyanın en büyük buluşlarından biri olan paylaşım mekanizmasının arkasındaki motivasyonu araştırmayı gösterebiliriz. Sonuçların içinde en ilginç olanı, katılımcıların yüzde94’ünün paylaşımlarını başkalarının en işine yarar şekilde yapmak için özen gösterdikleridir.
Gerçekten sosyal medyada paylaşım gerçekleştiren kişilere baktığımızda, brikaç profille karşılaşıyoruz. Bir kısım gerçekten bütün fedakarlıkları ile bilgileri kendi dünyaları ve bakış açıları ile kategorize edip, ilgi alanlarına ve vermek istedikleri mesajlara bağlı olarak paylaşıyorlar. Bir kısmı önüne gelen herşeyi yanındakine iletiyorlar. Bunlara biz fedakarlar diyoruz. Bir gurup devamlı fikirler üretiyor ve bunları internetin, esrarlı, kaotik ortamına atıyor ve gelişmelerini seyrediyorlar. Sonra kendilerine farklı biçimde dönen bu fikirleri yeniden işleyip, kendine göre düzenleyip yeniden gelişmesi için yolluyorlar. Bir kısım paylaşımcı ise kendisine gelen paylaşımlara kendi rengini katarak yolluyor.
Tabii ki; herkes kendi rengini katmanın derdinde. Ortaya bu kaotizmin içinde, hayatın tam bir klonu siber ve rengarenk bir dünya çıkıyor.
Tabii ki bu dünya, Ayn Rand’ın Atlas’larının vazgeçmediği bir dünyadır.