Apple Konfor Alanından Çıkmıyor

Apple’ın her yıl eylül ayında gerçekleştirdiği organizasyonu, onun yönetim stratejisini anlamak için son derece iyi bir fırsattır. O nedenle bu organizasyonu hiç kaçırmadan yıllardır seyrederim. Bu yıl da 7 eylülde gerçekleşen iki saatlik organizasyonu başından sonuna seyrettim, notlar aldım.

Öncelikle Tim Cook’un heyecanlı olduğu görülüyordu. Muhtemelen yatırımcıların bir kısmı artık teknoloji tarafında takipçi olmak istemiyor. Bu nedenle organizasyonun sonunda “dağ yine fare doğurdu” denilmesinden korkuyordu. Zaten ne yazık ki; hem yatırımcıların hem de yöneticilerin travmaları Apple’ı hiç istemeyeceği bir konfor alanına sıkıştırdı. Apple yatırımcıları daha önce Steve Jobs’a göstermedikleri sabırdan dolayı bedel ödemek zorunda kalmışlardı, bu nedenle Tim Cook’a gereğinden fazla kredi veriyorlar. Tim Cook ise tamamen karlılığa konsantre olmuş durumda, bu da koskoca markayı daha sonra içinden çıkmakta çok zorlanacağı bir konfor alanının içine itmiş durumda.

Halbuki Staeve Jobs döneminde şirket, bu alana girmemek için tehlike alanının bile etrafında dolaşmıştı. Belki Bill Gates’in hayatındaki en isabetli kararı ile hayata dönebilmişti. (Apple bir dönem zora düştüğünde Microsoft tarafından yardım almıştı)

Steve Jobs dönemindeki bu çaba sayesinde optimum performansı yakalamıştı Apple. Aslında Tim Cook da bir süredir Jobs’ın stratejisini anlamaya başladı ama telefonları büyük ekran girdabından bir türlü çıkaramadı. Bu sefer bambaşka bir strtaejiyi deniyor. Saati telefonlaştırmak. 7 eylülden sonra, Apple’ın İsviçre saat sektörünü takip ettiğini söyleyen makalelerden, direkt Garmin saatlere özendiğini söyleyenlere kadar birçok tahmine denk geldim, okudum. Bu makaleleri yazanların çoğunun, büyük şirketlerde yöneticilik yapma psikolojisini bilmediklerinden eminim. Aslında Tim Cook, Jobs’ın yapmak istediğin yapıyor ama bunu Jobs’la ilişkilendirmemek için bir yol bulmuş.

Tabii şunu da söylemek lazım. Tim Cook’un Apple’ı konfor alanında tutma fikri hep kötü şeylere sebep olmuyor. Malum her şerde bir hayır vardır. Apple bu sayede katlanır ekran girdabına girmedi. Samsung’un elinde milyonlarla gösterilen satılmamış katlanır ekran olduğu sektördeki dedikodular arasında.

Şimdi gelelim tanıtılan ürünlere;

Benim gözlemlediğim en ilginç gelişme, Apple’ın gözünü uzaya dikmiş olması. Her ne kadar bu alanda dağ fare doğurdu diyeceğimiz bir durumla karşı karşıya olsak da, bence bu Apple için küçük insanlık için büyük bir adım. Stratejinin kaynağı teknolojik veya ekonomik olmasa da uzay iletişimi çok önemli bir gelişme. Üzerine bir de eSIM ekledğinizde bu gelişmenin dışında kalan ülkelerle Amerika arasında ciddi farklar atılacağı aşikar. Zaten bunu farkeden Çin’li şirketler 24 saat geçmeden gözlerini uzaya çevirdikleri bültenlerini patır patır dökmeye başladılar.

Yıllardır, yatırımlarınızı uzay teknolojilerine yapın dediğim danışanlarım için çok mutluyum. Herkes bu yeni çalışma alanını bir yerinden tutmalı.

iPhone 14 telefonlar, uydu üzerinden haberleşebilecek. Ancak bunu sadece yardım ihtiyacı olduğunda yapabilecek. Ancak bu bile inanılmaz bir deneme. İPhone 15’i gerçekten merakla beklememin sebebi olacak.

Gelelim iPhone’daki diğer özelliklere. Apple “fall detection” ismini verdiği düşme tahmini ve acil servis çağırılması işini bir adım ileriye taşıyarak “crash detection” yani araba kazalarında da bunu gerçekleştiriyor. Bunu da sadece iPhone’a değil, Apple Watch’lara da koymuş.

Apple Watch’larda standart olarak bir yeni özellik daha var. Isı ölçer. On yıllar önce Citizen saatlerde olan özellik şimdi Apple Watch’a da gelmiş. Ama özellikle pandemi döneminin başlarında bu ateş ölçerin ne önemli bir faaliyet olduğunu öğrendik. Hatırlarsanız NBA sporcularının covid olup olmadığını anlamak için bir akıllı yüzüğe neredeyse yatırım yapmıştı.

Ancak Apple hala saat konusunda yanlış tarafa evrildiğini farketmiyor. Sağlık bakış açıısı özellikle beyaz yakalıları ve nerd’leri yakalamıyor, yakalayamıyor. Ultra modeli de bence tam da bu sebeple satış problemleri yaşayacak. Halbuki kristal camlı, lüks ama çelik kasa ve çelik kordonlu bir saati daha çok telefon özellikleri ile donatsalardı bu hem satışı hem de lideri oldukları sektörü güçlendirirdi.

Gelelim kulaklığa. Yıllardır kulak içine giren kulaklıklarla dalga geçip dururdum. Zira dışarı sesi çok önemlidir. Bu nedenle dış dünyadan yalıtım olmaması için “bone conduct” kulaklıkların önemli olduğunu söylerim, ancak bu sorunun bir yazılımla çözülebileceği aklıma gelmemişti. Apple bu noktada öyle bir geliştirme yaptı ki; düşünemediğim için utandım. Airpods Pro’nun “transparency mode”u tam da bu ihtiyacı karşılıyor. Dışarının sesini mikrofon aracılığı ile size ulaştırıyor. Bu sayede gelen sesi kontrol edip belli düzeylerin üzerindekileri de yok edebilliyor. Bu hem dış ses duymak isteyenlerin hem de gürültüden uzak olmak isteyenlerin ihtiyaçlarını karşılayan harika bir özellik olmuş.

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir