Yıllar önce daha Apple Watch çıkmadan, dünyadaki saat sektörünü analiz etmiş ve akıllı saatin neleri değiştireceğini yazmıştım. O dönemdebenim de çok takdir ettiğim internet saati fikrini ortaya atan Swatch’a akıllı saat üretip üretmeyeceklerini sormuştum. Üretmeyecekleri bilgisini hayretle öğrenmiştim.
Gerçekten de üretmediler!
Aradan ciddi zaman geçti. Geçen haftalarda bir etkinlik için bu diğer saat firmaları bir araya geldi. Swatch, Omega ile işbirliği yapıp bir saat üretmiş. Saate iki farklı bakış açısı bir araya gelmiş ama ortaya, hani İngilizler “Yet Another” derler ya, tam da öyle bir başka Omega çıkmış. Her zamanki gibi bir Omega. Etkinliğe benim gördüğüm, marka iş birlikleri damga vurmuş. Açıkcası bu pazarın küçüldüğü anlamına geliyor. Tek başrol oyuncusunun yetmediği, koopere Holywood filmleri gibi…
Rolex ise sol saat kullananlar için, kadranı ters bir saat üretmiş. Habere bakar mısınız?
Sektör elden gidiyor…
Rolex’in tabii bir avantajı var. Hala talep arzın çok ilerisinde. Yani yıllarca üretilecek siparişi almış durumdalar. Özellikle bazı modellerinde yıllarca bitmeyen listelere ismini yazdıran insanlar var.
Tabii bunun tek sebebi Steve Jobs’ın işin başında olamaması. Şu an Jobs olsaydı, muhtemelen Apple Watch diğer ürünler gibi pazara çıkış vaadine sahip çıkardı. İlk olarak lüks ürün olarak konumlandırılan Apple Watch, bir süre içinde vaadini unutup, üretimi tamamen alüminyuma kaymış, yan tac butonu amacının dışında kullanılan ve çoğunlukla sağlık ile ilişkilendirilen bir ürün olmuştur. Üzücü olan, asıl beklentinin, otantikasyonun ve notifikasyonun kaynağı olan bir kontrol ünitesi olmasıdır.
Apple Watch bu yaklaşıma aslında diğer akıllı saatleri takip ederek gelmiştir. Yani vaadinden olduğu kadar, lider konumundan da vazgeçmiştir. Üretilen diğer saatlerden farklı olmayı planlamamaktadır. Bunu hisseden yazılım şirketleri de, artık saat için yazılım yapmayıp sadece telefondaki özellikleri göstermektedirler.
Özellikle Apple Watch 7’de müjdeyle sunulan eSIM desteği, uygulamaların azlığı nedeniyle beklenilenin altında kullanılırken, Türkiye’de eSIM desteği yoktur. Apple Watch lansmanında eSIM desteği olmayan cihazlardan bahsedilmemişken, Türkiye’de Apple Watch cihazların içinde eSIM olmadığı bilgisi bile ne satışta ne satış sonrası hizmetlerde iletilmemektedir. Bu noktadan bakışla Apple Watch 1 ile Apple Watch 7 arasında en ciddi işlevsel farklılık sadece her an açık olan ekrandır.
Yine de akıllı saat sektöründe de çok yenilikçi çözümler üretenler oldu. Üstelik bu çözüm ana işi saat üretimi olmayan markalardı. Mesela Mont Blanck’ın akıllı saat kordonu, klasik lüks saatlerden hoşlanan ama akıllı saat fonksiyonlarını kaçırmak istemeyenler için harika bir çözümdü. Bu çözüm olmasaydı eminim lüks restoranlarda, bir basın gezisi için gittiğim Cote d’Azur’da üzülerek gördüğüm, bir kolunda 5000 dolalık Rolex diğer kolunda Apple Watch olan kişilerle daha fazla karşılaşırdık.
Tabii bu arada, akıllı süpürge üretimi gibi akıllı saat üretimi de genel standartlarda neredeyse bütün markaların üretimlerine girmiş durumda. Louis Vuitton’un 3500 dolarlık yeni akıllı saati, özellikle ikinci kuşak zengin gençlerin dikkatini çekecek parıltılara sahip. Akıllı telefondan ziyade gelişmiş bir dijital saate benzeyen cihazın tabii ki 100 liralık ortalam bir bileklikte bulunan bütün özelliklere sahip olduğunu söylemekte yarar var.
Bir başarılı üretim de Tag Heuer markasından geldi. Ürün, genel müşteri yapısına çok da pahalı gelmeyecek bir akıllı saat üretti. Üstelik diğer markaların yapmadığı farklılaşma noktasını da bulmuş gibi görünüyor.
Ancak genel olarak saat sektöründe hem akıllı saat cephesinde hem de klasik lüks saat cephesinde ne yazık ki yenilikçi bir ürün üretecek ne bir marka ne de bir lider görünmüyor. Her ne kadar yol çok net de olsa, bu yola girmeye en ucuz akıllı bileklik üreticisinden en pahalı akıllı saat üreticilerine kadar kimse cesaret edemiyor. Aslında Turkcell gibi yerli üreticilerin bu fırsatı değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum ama bakalım Türkiye’den öyle bir cesur lider çıkar mı?