Geçen gün Güldür Güldür Show’da bir yapay zekâ skecine denk geldim. Başta sadece eğlence olsun diye izliyordum ama sonra kağıdı kalemi alıp not tutmaya başladım. Şimdi size notlarımdan başlıklar vereceğim. Bu arada ekibi teker teker tebrik ediyorum. Harika bir iş çıkarmışlar.
Bahadır’ın aynı kötü köfteciye ısrarla gitmesiyle başlayalım. Bu bir espri değil, bir tespit. İnsan kötü karar alır. Üstelik aynı kararı tekrar tekrar alır. Bunu da sorun etmez. Hatta bir süre sonra bu davranış karakterinin parçası haline gelir. Yapay zekâ ise bu davranışı düzeltmek yerine anlamlandırmaya çalışıyor. “Cesur bir tercih” diyor. Bugünün yapay zekâlarının en temel problemi burada başlıyor. Doğruyu söylemek yerine kullanıcıyı kaybetmemeyi tercih ediyor. İnsan hatasıyla yaşar. Yapay zekâ hatayı bile cilalar.
İş yerindeki çok güzel kadını canlandıran Açelya Topaloğlu’nun Çiçek karakterinin sekanslarında bu farkı daha da çıplak hale getiriyor. Ofis ortamında çok güzel bir kadın varsa biri mutlaka flört etmeye çalışır. Bu davranışın doğruluğu tartışılabilir ama gerçekliği tartışılmaz. İnsan, sosyal bir varlık. Dener, yanlış anlar, geri çekilir, tekrar dener. Yapay zekâ ise bu alanı okuyamaz. Açık bir daveti bile “grup sinerjisi”ne çevirir. Çünkü insan ilişkisi veriyle değil, sezgiyle ilerler. İma, ton, risk… Bunlar ölçülmez. Hissedilir. Yapay zekâ ise kelimeyi çözer ama niyeti kaçırır.
Mustafa karakterinin herkesi sürekli onaylaması, bugünün yapay zekâsının en net özeti. Her fikre “harika” diyor, her talebe çözüm üretiyor, kimseye itiraz etmiyor. İlk bakışta ideal. Ama hayat böyle ilerlemez. İnsan gelişimi biraz sürtüşme ister. Birinin çıkıp “yanlış yapıyorsun” demesi gerekir. Sürekli onaylanan bir zihin büyümez, sadece konforlu hale gelir. Bugün yapay zekâ ile kurulan ilişki tam olarak bu konforu üretiyor.
Skeçteki en kritik cümlelerden biri de tam burada geliyor: “Ben bu kavgadan zevk almadım.”
Çünkü yapay zekâ çatışmadan beslenmez. İnsan beslenir. İnsan tartışır, gerilir, yükselir, bazen saçmalar ama o süreçten bir şey çıkar. Yapay zekâ ise tartışmayı optimize etmeye çalışır. Dozunu ayarlamak ister. Hatta “şiddetli mi yoksa yumuşak mı itiraz edeyim?” diye sorar. İşte o anda mesele çözülür. İnsan kavga eder. Yapay zekâ kavga simüle eder.
Skeçteki yapay zekâ davranışının bir başka katmanı da burada ortaya çıkar: Her şeyi yönetilebilir hale getirme arzusu. Duyguyu bile ayarlanabilir bir parametreye çevirmek. Oysa insan dediğimiz şey tam olarak ayarlanamayan bir varlıktır.
Kedi videosu sahnesi bu farkı daha da netleştiriyor. İnsan güler, refleks verir, abartır, paylaşır. Yapay zekâ ise “isterseniz gülebilirim” diyor. Bu cümle tek başına yeterli. Çünkü duygu üretmiyor, duygu simüle ediyor. Aradaki fark küçük değil. İnsan spontane yaşar. Yapay zekâ seçenek sunar.
Skeçteki CAPTCHA sahnesi işin teknik tarafını açığa çıkarıyor. İnsan olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz ama neyi seçmemiz gerektiğinden kimse emin değil. Trafik lambasının ucu mu sayılır, direğin bir kısmı dahil mi, boru ışık mıdır? Bu soruların cevabı net değil. Ve ilginç olan şu: İnsan da yapamıyor, yapay zekâ da zorlanıyor. Yani test kimseyi doğru ölçmüyor. CAPTCHA’nın mantığı eskimiş durumda ama alışkanlık devam ediyor. Sistem çalışıyor gibi görünüyor ama aslında kimseye güvenilir bir şey söylemiyor.
Skeçin en kritik kırılması ise Mustafa’nın sinirlendiği an. O ana kadar kusursuz. Herkesi memnun eden, her işi yapan, hiç itiraz etmeyen bir profil. Ama bu kadar pürüzsüzlük insana ait değil. Mustafa ancak öfkelendiğinde ikna edici hale geliyor. Çünkü insan dediğimiz şey kusursuzluk değil. Bazen kaba, bazen hatalı, bazen ölçüsüz. Bu pürüzler bir arıza değil, bir kanıt.
Ve sonra gelen son cümle: “Zaten hepsinin işini elinden alacağım.”
Burada skeç bir adım daha ileri gidiyor. Tehdit yapay zekâ değil. Tehdit, insanın kendini makine gibi davranmaya zorlaması. Daha hızlı, daha hatasız, daha sorunsuz olma baskısı. İş dünyasının görmek istediği çalışan tipi aslında bu. Yorulmayan, itiraz etmeyen, her şeyi yapan bir profil. Yapay zekâ bu beklentinin sonucu. Ama bu beklenti sürdürülebilir değil. Çünkü insan makine değildir.
Güldür Güldür ekibi burada çok net bir şey gösteriyor. Yapay zekânın garipliklerini anlatırken insanı hatalarıyla birlikte sahneye koyuyor. Ve şunu hatırlatıyor: İnsan hata yapar ve bundan rahatsız olmaz. Çünkü insan olmak tam olarak budur. Hata yapma hakkını kaybetmek, insanlığın bir kısmını kaybetmektir.
Bugün mesele yapay zekânın ne yaptığı değil. Mesele bizim neyi kabul ettiğimiz. Sürekli onaylanmayı mı, hatasızlığı mı, yoksa pürüzleriyle gerçek kalmayı mı?
Yapay zekâ ilerliyor. Ama insan hâlâ aynı yerde. Hata yapıyor, tekrar ediyor, utanıyor, deniyor. Belki de tam bu yüzden hâlâ oyunun dışına taşabilen tek şey olmaya devam ediyor.
İzlemek isteyenler için:
