Steve Job’ın iphone’u çıkarmadan önce yani üretime en ciddi şekilde yoğunlaştığı dönemdeki bir röportajında, teknolojide geri kalan kurumlar için önündekini takip eden bir “follower” olmak yerine onun deyimi ile bir kurbağa gibi üzerinden atlamaktan, yeni overleaping’den bahsediyordu. Overleaping daha sonraki dönemlerde de gelişim açısından dikkatimi çeken konulardan oldu. Bir süredir de “üstünden atla” anlamına gelen bu deyimin farklı disiplinlerde kullanıldığına tanık oluyorum.
Türkiye 1980’li yıllarda, telekominikasyon alanında çok gerideyken, köklü bir altyapı değişimine girerek 90’lı yıllara dünya telekominikasyon liginde France Telekom’dan sonra ikinci olarak girmeyi tam da bu “overleaping” vizyonu ile başarmıştı. Tabii o dönemde liderlik yapan Turgut Özal’ın bir mühendis olmasının uçuşun sonunda konulması gereken yerin isabetli tahmininde büyük etkisi vardı. Overleaping’de en önemli konu bence aslında biraz da bu.
Türkiye 3G’den 5G’ye geçmeyi planladığı dönemlerde bunun aslında Turgut Özal’ın yaptığı gibi bir “overleaping” planı olduğunu farketmiş ancak 5G’nin yaşayacağı sorunlardan dolayı buna karşı çıkmıştım. Şimdi ne kadar doğru yaptığımı görüyorum. 4G ile bundan sonra yaşayacağımız sorunları net şekilde gördük. Artık 5G öncesi neler yapmamız gerektiğini artık Türkiye’de bir telekom şirketindeki orta seviye bir müdürün bile ezbere sayabileceğinden eminim.
Türkiye’nin fiber konusunda ne kadar geri kaldığı hepimiz açısından aşikar. Telekominikasyon sektörünün özelleştirme sorunlarının yanında liberalleşme tarafındaki lisansların da güçlüyü koruduğunu bunun da sektörde atalete sebep olduğunu evine fiber çektiremeyen herkes görüyor.
Asenkron internet bağlantılarımızda “korsan film yüklenmesin” diye upload hızlarının düşük olması pandemi döneminde hepimizin konferans konuşmalarda güçlük çekmesine sebep oldu, oluyor. Türkiye’nin son yirmi yıllık telekominikasyon tarihi, bazen vizyonsuz alınan kararların gelecekteki gelişmelerin önünü nasıl kapattığının “case study”si gibi.
Türkiye’nin artık overleaping yapması şart. Neredeyse on yıldır ülkenin birçok şehrinde anlattığım uzay teknolojileri ve yatırımlarında artık yol almamız gerekiyor. Sadece uydularımızı uzaya taşısın diye, taşeron firmalar tutmaktan vazgeçmemiz gerekmiyor, aynı zamanda uzaydan yere sadece tv yayını taşımak yerine, alçak yörüngeli internet hizmeti ve iletişimi konusunda da çalışmalara başlamış olmak gerekiyor.
İnternet üzerinde Türkçe içerik üretimini Wikipedia’daki Türkçe’nin kötü durumunu düzeltirken, TDK’nın, Türkçe voice recognition konusunu özel şirketlere bırakmayıp akademik anlamda ele alması gerekiyor. Tabii bunları yaparken denetim sistemlerinin de çok iyi çalışması gerekiyor. Mesela Wikipedia’da Türkçe içerik gelişirken bunun sözlükler seviyesine inmemesi de çok dikkat edilmesi gereken bir konu.
Ne yazık ki; ne TRT ne de Kültür Bakanlığı elindeki içeriği dijitalleştirirken popülerleştirip, bu güzel içeriğin Türkiye’nin içini açacak bir Türkçe içerik yoğunluğu olmasını sağlayamadı. Tabii burada egonun da etkisi var. Keşke popülerleştirme adına kurumlar SEO çalışmalarını yapsalar da, egzema nedir diye Google’da arattığımızda Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazeteleri yerine sağlık bakanlığı gibi ciddi kaynakların verilerine ulaşabilsek.
Geçmiş on yıla baktığımızda, her halde herkesin kabul edeceği bir isim vermek gerekirse “sosyal medya onyılı” demek doğru olur.Biz bu on yıl içinde, ne yazık ki; Türkiye’de popülerleşmiş ve yakın topraklara yayılmış, üzerinde kamu diplomasisi yapılabilecek bir sosyal medya markası yaratmayı başaramadık. En azından doğu Avrupa’daki Türklere ulaşan bir platform Türkiye’nin iletişiminde de çok yararlı olabilirdi.
Overleaping için formül basit
Aslında yapılması gereken çok net. Önce konunun uzmanı bilim adamlarını transfer edip, onlara rahat hareket edecekleri imkanları sağlayıp, çevrelerinde bir ekosistem yaratmalarını sağlamak gerekiyor. Bunu da irade özgürlüğü ve ifade özgürlüğü ile beslemek yeterli.