Teknolojinin Felsefesi

Geçenlerde İoanna Kuçuradi’nin çok değişik bir söyleşisine denk geldim. Öncelikle bilmeyenlere hızlı bir bilgi vereyim İoanna Kuçuradi 1936 doğumlu bir akademisyen, filozoftur. Türkiye Felsefe Kurumunun başkanıdır. İlgilendiği alanlar insan hakları, insan felsefesi ve benim çokça üzerinde durduğum etik konusudur. Video’nun konusu teknoloji ve özellikle Kuçuradi’nin üzerinde çok durduğu insan hakları ve insan felsefesine izdüşümüdür.
Açıkcası profesyonellerin, teknoloji güzellemeleri yaparken bazen ne kadar ileri gittiklerini, nezaketle ama aynı oranda kararlılıkla dinledim. Aslında teknoloji ilerlerken heyecanla ve çoğunlukla iyi niyetle nasıl yanlışlar yaptığımızı gösteriyordu, Kuçuradi.
Konuya insan robot Sophia’ya verilen vatandaşlıkla girdi. Bu durumun nasıl insana ait olan vatandaşlık kavramını ucuzlattığından bahsetti. Doğru ya, robota vatandaşlık vermek, insana ait olan bir kavramı onun dışında varlıklara vererek, insana ait bir özelliğin kaybolması anlamına geliyor. Her ne kadar devletlerin kavram olarak güçlerini yitirdikleri bir dönemde de olsak, vatandaşlığın insana olan aidiyetinin insan istemeden başka nesneler tarafından işgal edilmemesi gerekiyor. Kuçuradi bunu teknoloji sarhoşluğuna bağladı. İnsanların teknolojiyi güzelleme yaparken, ona nasıl değerler atfettiklerini bu nedenle de insana ait olanı nasıl değersizleştirdiklerini anlattı.
Bunu da değer bilgisi eksikliğine bağladı. Yani insanlığı ileri götürecek değerli kavramların bilinmemesi, bilinmediği için önemsenmemesinin üzerinde durdu. Mesela etik değerleri, çeşitli anlatımlarıyla erdemi, dikkate almamaktan bahsetti. Bunu kişisel olarak ben de ne yazık ki gözlemliyorum. Bırakın şirketleri, toplumda bulunduğu yer itibari ile çok önemli isimlerin etik değerlere olan ilgisizliklerini görüyor ve üzülüyoruz.
Kuçuradi, konuşmasının bir anında, bilgisayar kullanmadığını. İnternetten gelen mesajlarını yazılı olarak aldığını söyledi. İşte ben bu kısmı çok önemsedim. Yıllardır bilgisayarın, bilgisayarcıların kullanımında olması gerektiğini söylüyorum. İşte bu dikkat edilmesi gereken bir konu. İnternet ve bilgisayar birbirinden ayrı konular. İnternet herkesin kullanabileceği bir iletişim platformuyken, bilgisayar yazılımcılara ait olması gereken bir donanımdır. Gerçi aralarındaki fark artık birçok insanın anlayabileceği şekilde 2000’li yılların başından beri ayrılıyor, ayrılmaya devam ediyor.
Benim bilgisayarlar ve internetin birbirine karıştırılması gibi, Kuçuradi’nin de fikirlerle insanların birbirine karıştırılması ile ilgili endişeleri var.
Diyor ki; “Fikirler saygı konusu değildir. Kimsenin fikrine saygı gösteremezsiniz. İnsanlar saygı konusudur.” sadece bu da değil, fikirle bilgiyi de karıştırıyoruz diyor. Bilgi tartışılamaz, fikirler tartışılır. Bilgi demokrasiyle olmaz diyor. Dünyanın yuvarlak olup olmadığı demokratik bir karar olamaz, diyor.
Yıllarca internetin sanal alem diye adlandırılması ile savaşmış bir insan olarak onun bu kavramları yerli yerine oturtma azmini saygıyla karşılıyorum.
Mesela insan haklarını korumak demokratik hak olamaz diyor. İnsan haklarını korumak zorunluluktur, ancak nasıl koruyacağınız üzerine tartışılabilecek bir durumdur diyor.
Kuçuradi insanın robotlaşmasının insana veya kendisine yaptığı en büyük aşağılama olduğunu, insanların robotlaştırılmamasını, robotlarında insanlaştırılmaması gerektiğini söylüyor.
Konuşmasının son bölümünde, özellikle teknoloji şirketlerinde çokça gördüğümüz sosyal sorumluluk çalışmalarına dem vuruyor ve konuyu Immanuel Kant’a bağlıyor. Diyor ki; iyilik dönsün diye yapılmaz. Yani sosyal sorumluluk kampanyalarından ticari bir geri dönüş bekliyorsanız yada markanın itibarına yarar bekliyorsanız bu iyilik dolayısıyla sosyal sorumluluk kampanyası değildir.
Son dönemde internetin insanlık hakkı olup olmadığı konusunda Vinton Cerf’ün beklenmeyen yorumu kadar beni sarsan, vizyonumu açan bir söyleşiydi.
Teknolojiye, dijital dönüşüme insan merkezinden bakın uyarılarını devamlı veren ben bile dönem dönem Kuçuradi’nin deyimi ile “teknoloji sarhoşluğu” yaşamışım. Hani Mike Tyson diyor ya “yüzüne bir yumruk yiyene kadar herkesin bir planı vardır” diye, Kuçuradi’nin bu söyleşisi insanı önemseyen teknoloji profesyonelleri için o yumruktur.
TÜSİAD’ın dijital dönüşüm için destek projesi : İşim Gücüm Geleceğim
Son dönemde TÜSİAD’ın özellikle teknoloji alanında çok yenilikçi projelerini görüyor ve bundan mutluluk duyuyorum. “İşim Gücüm Geleceğim” de işte tam böyle bir proje. Hedefi dört yılda yüz bin kişiyi aranılan uzmanlık alanlarında eğitmek. Malum dijital dönüşüm özellikle pandemi döneminde şirketlerin varlıklarını sürdürmeleri için çok önemli bir başlık halini aldı. İşte TÜSİAD, dönüşüm süreciyle birlikte ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağının oluşturulması için önemli bir adım attı. Üyeleri arasında yapmış olduğu anket çalışmasının ortaya çıkardığı insan kaynağı ihtiyacını temel alan İşim Gücüm Geleceğim platformu, genç profesyonellerin ilgi duydukları alanlardaki çevrimiçi eğitimlerden ücretsiz olarak faydalanmalarına olanak sağlıyor. Platformda “Veri Bilimi, Yazılım Geliştirme, Veri Analizi ve Görselleştirme, Bulut Çözümleri, Mobil Uygulama Geliştirme, Yapay Zekâ, Siber Güvenlik” olmak üzere yedi eğitim programı bulunuyor.
Proje iş dünyasının, dijital teknolojiler alanında nitelikli insan kaynağına erişim ihtiyacından doğuyor. Bilişim sektörünün önemli firmalarının katkılarıyla hayata geçiriliyor.
Dijital fırsatlardan faydalanarak güçlü bir büyüme sağlamak isteyen kurumların bilgi ve iletişim teknolojileri alanında eğitim almış, nitelikli iş gücüne ihtiyacı var. İşim Gücüm Geleceğim platformundaki eğitimleri tamamlayıp sertifikasını alacak kişiler yeni nesil teknolojileri gündemine alan ve yetkin insan kaynağına erişmek isteyen kurumların ihtiyacına cevap verebilecek.
Projenin şu an platin sponsorları Medianova, Sabancı DX, SAP, altın sponsoru ise Microsoft.
İçerik ortakları Cisco, IBM, Microsoft, SAP, Palo Alto ve çözüm ortakları: enocta, Nebula.co .
Ancak yaptığım araştırmada sertifikasyon sistemine sahip her şirket içerik ortağı olabilecek. Tabii bu da özellikle eğitimlerin çeşitliliği açısından çok önemli. Hatta projenin önemli paydaşlarından Serkan Sevim bu projede açık kaynak kodlu yazılım eğitimlerinin de sertifikalandırılabildiği sürece destekleneceğini söyledi. Bu TÜSİAD açısından çok önemli bir duruş.
Genç profesyonellerin www.isimgucumgelecegim.org web sitesinden başvurarak başta yapay zeka ve veri analitiği olmak üzere, geleceğin teknoloji alanlarına dair ücretsiz eğitim alabilecekleri İşim Gücüm Geleceğim’in ilk yılında on bin kişinin eğitim alması planlanıyor. Bu eğitimler sadece yazılım tarafında genişlemiyor, aynı zamanda Sanal Gerçeklik (Virtual Reality), Eklenmiş Gerçeklik (Augmented Reality) gibi konuları da ilerki günlerde içereceği görülüyor.
TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski projeyi anlatırken; gerek dijital dönüşümün getirdiği paradigma değişimi gerekse şu an içinde bulunduğumuz Covid-19 süreci dijital dönüşüme salt teknoloji perspektifinden değil, iş yapış biçimlerinin, işlerin ve istihdamın dönüşümü perspektifinden de bakmamız gerekliliğini pekiştirmiştir. TÜSİAD olarak istihdamın yeniden nasıl şekilleneceğini anlamak için iki konuya odaklanılması gerektiğine inanıyoruz. İlki mevcut çalışanların bu dönüşüme uyumu, diğeri ise yeni jenerasyonun bu dönemin gerektirdiği, ihtiyaç duyduğu yetkinliklerle donatılmış olarak iş hayatına atılmasıdır. Yaptığımız rapor çalışmaları ve farkındalık etkinliklerinde gerek mevcut işgücünün gerekse yeni jenerasyonun dönüşümünün öneminin altını çiziyoruz.
İşim Gücüm Geleceğim Projesi ile ülkemizde teknoloji üretim ve kullanma yetkinliğinin artırılması vizyonuna paralel olarak işgücünün bu dönüşüme ayak uydurması konusunda katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Geleceğin iş ortamına ve dijital çağın mesleklerine hazırlıklı olma amacıyla öğrenciler ve genç profesyoneller için bir online eğitim platformunu hayata geçiriyoruz. Bu platformun, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu dijital becerilerle donatılmış nitelikli insan kaynağını artırmasını ve bu kaynağın istihdam olanaklarıyla buluşmasına yardımcı olmasını hedefliyoruz dedi.
Son dönemde Türkiye’de özellikle yazılımcı yetiştirilmesi konusunda başlatılan kampanyanın bu tip projelerle desteklenmesinin şart olduğunu düşünüyorum. Bu sayede hem Türkiye’nin yazılımcı, yazılım mimarı gibi ihtiyaçları karşılanır hem de Avrupa ve Amerika’daki iş gücüne Türkiye’den gerek ihracat gerekse eleman özelinde destek sağlanmış olur.

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir